ANKARA — Türkiye bir yandan ‘terörsüz ülke ve bölge’ söylemiyle silahların yakılmasını ve şiddetin son bulmasını idealize ederken, sivil alandaki muazzam ve denetimsiz silahlanma dalgasını görmezden geliyor; uzmanlar ise ülkenin en büyük sosyolojik sorunlarından birinin tam da bu bireysel silahlanma sarmalı olduğuna dikkat çekiyor.
- Umut Vakfı verilerine göre Türkiye genelinde 36 milyon ruhsatsız silah bulunuyor.
- Kasım 2024’te dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, son 4 yılda 2 milyon 579 bin 553 silah ruhsatı düzenlendiğini açıkladı.
- İlköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocukların silahlı saldırı girişimleri, ev içi silahlanmanın yarattığı tehlikeyi gözler önüne seriyor.
- Siyasetin toplumu anlamak yerine politik mühendislikle biçimlendirme çabası, sosyolojik krizleri derinleştiriyor.
Siyasetin Sosyolojiyle Uyumsuzluğu ve Politik Mühendislik Çıkmazı
Türkiye’yi yöneten siyasetin en temel sorunu, ülkenin gerçek sosyolojisi ile arasındaki derin uyumsuzluktur. Hemen her dönem ülkeyi yönetenler, toplum alanını anlamak ve anlamlandırmak yerine onu kendi politik tahayyüllerine uygun şekilde biçimlendirmek gibi hem daha karmaşık hem de aslında beyhude bir politik yol inşa ettiler ve o yolda yürümeyi tercih ettiler. Ne var ki, bu ülkenin tarihsel süreçte hiç vazgeçmediği politik mühendislik, daima sorun alanlarını büyüten ve kangrenleştiren bir işlev gördü. Bugün de aynı reçetede ısrar ediliyor. Oysa sosyoloji, hiçbir politik mühendislik alanına veya kalıbına sığmayacak kadar kendine özgüdür ve kendi dinamikleriyle hareket eder. İktidar mensupları, yaşanan toplumsal krizlerin ve şiddet sarmalının ciddiyetini çeşitli gerekçelere dağıtıp sıradanlaştırmayı tercih ederken, muhalif kesimler ise iktidarın ve özellikle Milli Eğitim Bakanı’nın yetersizliğine gönderme yapmayı seçiyor. Ancak mesele, günlük siyasi tartışmaların ve bu dar sınırların çok ötesinde derin anlam ve boyutlar taşıyor.
Rakamlarla Korkunç Tablo: 36 Milyon Ruhsatsız, Milyonlarca Ruhsatlı Silah
Gündelik hayatta da açıkça gözlendiği gibi Türkiye’nin sivil alanı, uzun zamandır açık ya da örtük biçimde endişe verici bir şekilde silahlanıyor. Bunun en somut ve sarsıcı kanıtı, resmi kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının silahlanmaya dair paylaştığı resmi verilerdir. Umut Vakfı’nın çarpıcı verilerine göre Türkiye’de halihazırda 36 milyon ruhsatsız silah bulunmaktadır. Ruhsatlı silahlar açısından da tablonun vahameti farklı değildir. Kasım 2024’te dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yaptığı resmi açıklamada ‘son dört yılda 2 milyon 579 bin 553 silah ruhsatı düzenlendiğini’ kamuoyuna duyurmuştu. Bu resmi rakamlar, bu ülkede hanelerin çok büyük bir bölümünde ateşli silah bulunduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hane mensupları bu silahlara kolaylıkla ulaşabiliyor, ev içinde bulundurabiliyor, sokakta taşıyabiliyor ve dolayısıyla en ufak bir anlaşmazlıkta kullanabiliyorlar. Çocukların da bulunduğu bu hanelerde rutin ev eşyaları içinde sıradan bir nesne gibi görülen silahlar, çocuklara gösteriliyor, hatta övülerek kullanımı öğretiliyor. Üstelik bütün bu tehlikeli edimler kültürel olarak türlü şekillerde meşrulaştırılıyor.
Çocukların Karıştığı Silahlı Olaylar ve Toplumsal Tedirginlik
Sivil alandaki bu korkunç silahlanmanın en acı ve trajik sonuçlarından biri de okullara, mahallelere kadar inen şiddet dalgasıdır. Daha ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocukların gerçekleştirdiği silahlı saldırı girişimleri, içinde bulunduğumuz bu tehlikeli ve kontrolsüz durumun doğrudan bir neticesidir. Bir kısmı ne yazık ki ölümlerle, yaralanmalarla ve trajedilerle biten bu girişimlerin yarattığı toplumsal tedirginlik ise sanılandan ve tahmin edilenden çok daha ağırdır. Hanelerde silahların sıradanlaşması, akşam kuşağı dizilerinde ve popüler kültürde pompalanan şiddet imgeleriyle birleştiğinde, çocuklar için silah bir güç ve statü sembolüne dönüşmektedir. Aile mensuplarının her akşam evlerinde izledikleri yapımlar da bu kültürel meşrulaştırma sürecine çanak tutmaktadır. Sivil toplumun ve uzmanların tüm uyarılarına rağmen, bireysel silahlanmanın yarattığı bu sosyolojik bomba, gelecekte toplumsal barışı tehdit eden en büyük unsurların başında gelmektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; Türkiye’nin ‘terörsüz ülke’ hedefine ulaşabilmesi için yalnızca dağdaki ve sınırdaki silahları ele alması yetmemektedir. Sivil alandaki denetimsiz silahlanma gerçeğiyle yüzleşilmedikçe, çocuklarımızın geleceği ve toplumsal huzur güvence altında olamayacaktır. Gelecek dönemde yasal boşlukların doldurulması, ruhsatsız silahlarla mücadelede daha sert ve tavizsiz politikaların hayata geçirilmesi ve toplumsal zihniyeti değiştirecek kültürel dönüşüm projelerinin başlatılması hayati bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.
Kaynak: BirGün Manşet