30 Ekim 2026, Cuma
Haber

Sanatta Devrim: Heykelin Kokusu Olur mu? Gözün Egemenliği Yıkılıyor

🔴 FLAŞ HABER

İSTANBUL — Yüzyıllardır sanat tarihinin dışında tutulan ve yalnızca görsel estetiğe odaklanan geleneksel müzecilik anlayışı, koku sanatının güncel sanatın en güçlü malzemelerinden birine dönüşmesiyle kökten sarsılıyor; izleyiciler artık eserlere bakmakla yetinmeyip onları koklamaya ve hissetmeye çağrılıyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Sanat tarihi boyunca ‘gözün tarihi’ olarak kabul edilen yaklaşım, güncel sanat akımlarıyla birlikte yerini çok duyulu bir deneyime bırakıyor.
  • Fransız sanatçı Coco Brun’ün ‘Landscape Memories’ serisi, Puglia’nın doğasını üç farklı kokuyla heykellerde buluşturuyor.
  • Aralık 2025’te Art Basel Miami Beach haftasında sergilenen ‘Terra Aura’ yerleştirmesi, kokuların birbirine karışmasıyla dinamik ve akışkan dördüncü bir koku yaratıyor.

Sanat Tarihinde Görme Duyu Egemenliği Kırılıyor

Mağara duvarlarındaki ilkel boyalardan Rönesans döneminin ihtişamlı fresklerine, empresyonist sanatçıların ışık oyunlarından bugünün dijital ekranlarına kadar insanlık olarak sanatı hep bakarak anlamlandırdık ve tükettik. Dünya genelindeki müzeler de bu merkeze göre inşa edildi ve kuruldu: Ziyaretçilerin mesafeli durduğu, sessizce izlediği, kesinlikle dokunulmadığı kutsal mekanlar. Bu katı düzende koku ya tamamen yok sayılıyor ya da bir kusur, bastırılması gereken bir unsur olarak görülüyordu. Oysa son yıllarda giderek daha fazla sayıda yenilikçi sanatçı, izleyiciden sadece eserine bakmasını değil, aynı zamanda onu derinlemesine koklamasını ve hafızasının çekmecelerini aralamasını talep ediyor.

Coco Brun’den Puglia Esintili ‘Landscape Memories’ Yerleştirmesi

Fransız sanatçı ve tasarımcı Coco Brun’ün “Landscape Memories” (Manzara Anıları) isimli çalışması, koku sanatının güncel mimarideki ve heykelcilikteki en yeni ve çarpıcı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Üç seramik heykelden oluşan bu özel yerleştirme, güney İtalya’daki Puglia’nın eşsiz denizini, bereketli toprağını ve zengin bitki örtüsünü üç ayrı özgün kokuyla anlatıyor. Brun, dünyaca ünlü koku devi Givaudan’ın usta parfümörü Laurène Sourdillon ile ortaklaşa çalışarak; denizi temsil eden ‘Marino’yu, yağmur sonrası taptaze toprağı anlatan ‘Terra’yı ve Akdeniz bitki örtüsünden ilham alan ‘Bosco’yu başarıyla geliştirdi. Üstelik bu üç benzersiz koku bir araya geldiğinde, önceden asla tasarlanmamış tamamen yepyeni dördüncü bir koku ortaya çıkıyor. Mekandaki hava akımları, ziyaretçilerin anlık konumu ve kokuların birbirine karışma biçimi bu estetik deneyimi sürekli ve akışkan bir şekilde değiştiriyor. Bu devrim niteliğindeki çalışma, Aralık 2025’te Art Basel Miami Beach haftasında The Standard otelinde “Terra Aura” ismiyle sanatseverlerle buluştu.

Batı Düşüncesinde Kokunun Tarihsel Dışlanışı

Bu yakın tarihli ve ezber bozan örnek, kokunun sanat tarihindeki rolünü ve gördüğü haksız muameleyi düşünmek için mühim bir fırsat sunuyor. Sanatın öncelikle ve sadece göze hitap ettiği inancının güncel sanat devrimiyle birlikte nasıl kırıldığını net bir şekilde gözler önüne seriyor. Peki bu köklü dönüşüm tarihsel süreçte nasıl gerçekleşti? Batı düşünce sistemi kokuya uzun süre büyük bir kuşkuyla yaklaştı. Filozof Immanuel Kant, kokuyu insan duyularının en “nankörü” olarak nitelendiriyor, onu her türlü estetik yargının tamamen dışında bırakıyordu. Bir diğer önemli filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e göre de yalnızca görme ve işitme duyuları “kuramsal” yani doğrudan sanata yakışır üstün duyulardı. Koku, bünyesinde barındırdığı özellikler nedeniyle fazla bedensel, fazla geçici ve çok fazla öznel bulunuyordu. Tablo ve heykel yıllara meydan okurcasına kalıcıydı, koku ise sadece birkaç saat içinde uçup gidiyordu. Buna rağmen koku, sanatın çevresinden ve ritüellerinden yine de hiçbir zaman eksik olmadı. Tapınaklarda mistik bir hava yaratmak için yakılan tütsüler, ihtişamlı kiliselerin kendine has günlük kokusu, sarayların ve krallıkların vazgeçilmez gül suları dini ve törensel deneyimin her daim ayrılmaz birer parçası oldu. Ancak geçmişte bunlar sanatın doğrudan kendisi değil, onu çevreleyen ve destekleyen geçici birer atmosfer olarak görülüyordu.

Gelişmeler ve Beklentiler

Gelecekte sanat dünyasının sınırlarını tamamen ortadan kaldırması beklenen bu koku temelli yerleştirmeler, müzecilik anlayışını ve sergileme tekniklerini kalıcı olarak dönüştürmeye aday görünüyor. Uzmanlar, izleyicinin pasif birer gözlemci olmaktan çıkıp aktif birer deneyimleyiciye dönüşeceği bu yeni dönemin, resmi sanat kurumları ve uluslararası sergiler tarafından önümüzdeki süreçte daha fazla kucaklanacağını öngörüyor.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

Bir Yorum Yazın