30 Ekim 2026, Cuma
Haber

İstanbul’da Kritik Zirve: R4 ve E4 Ülkelerinden ‘Amerikasız İnisiyatif’ Hamlesi

🔍 DERİNLEMESİNE ANALİZ

İSTANBUL — Küresel ve bölgesel diplomasi trafiğinin merkezine yerleşen İstanbul, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu ‘bölgesel dörtlü’ (R4) ile İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’dan oluşan ‘Avrupa dörtlüsü’ (E4) dışişleri bakanlarının tarihi buluşmasına ev sahipliği yaptı. Hem Avrupa hem de Ortadoğu’yu yakından ilgilendiren meselelerde Washington’ın gölgesinden bağımsız ‘Amerikasız inisiyatif’ geliştirme hedefiyle toplanan taraflar, ‘savaşa karşı diplomasi ve müzakere’ çağrısıyla masadan ayrıldı. Ancak, zirveden yansıyan kararların ve tarafların olaylara yaklaşım tarzlarının içerdiği çelişkiler, uzmanlar ve analistler tarafından tartışılmaya devam ediyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan oluşan R4 ile İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’dan oluşan E4 dışişleri bakanları İstanbul’da bir araya geldi.
  • R4+E4 toplantısından ‘savaşa karşı diplomasi ve müzakere’ çağrısı çıktı ancak çağrının adresi ve tarafların olaylara bakış açısı çelişkiler barındırıyor.
  • Rusya-Ukrayna, Suudi-Husi ve ABD-İran eksenindeki çatışmalarda saldırgan ile savunan pozisyonlarının aynı kefeye konulması eleştiri topluyor.
  • Filistin-İsrail sorunu çözülmeden ve 1967 sınırlarıyla Filistin devleti tanınmadan bölgedeki hiçbir krizin kalıcı olarak çözülemeyeceği vurgulanıyor.

İstanbul Zirvesi ve ‘Amerikasız İnisiyatif’ Arayışının Arka Planı

Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu R4, yani ‘bölgesel (regional) dörtlü’ ile İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın oluşturduğu E4, yani ‘Avrupa (Europe) dörtlüsü’ ülkelerinin dışişleri bakanlarının İstanbul’daki kritik buluşması, küresel siyasette yeni bir dönemin sinyallerini verdi. R4 ve E4 ülkelerinin Avrupa’yı ve Ortadoğu’yu doğrudan ilgilendiren meselelerde geleneksel Washington ekseninden bağımsız olarak ‘Amerikasız inisiyatif’ geliştirmeleri, uluslararası ilişkiler açısından son derece önemli ve stratejik bir girişim olarak kayıtlara geçti. Ancak bu diplomatik hamlenin teoride ne kadar iddialı olduğu kadar, pratikte uygulama aşamasında karşılaştığı zorluklar da gözler önüne serildi. Zirveden özetle ‘savaşa karşı diplomasi ve müzakere’ çağrısı çıkmış olsa da, bu çağrının adresi ve şekli konusunda ciddi soru işaretleri ve yapısal sorunlar bulunmaktadır. R4+E4 ülkeleri, krizlere yaklaşırken tek tip bir perspektif benimsemekte; Rusya-Ukrayna savaşına Ukrayna’nın yanından, Suudi-Husi savaşına Suudilerin yanından ve ABD-İran savaşına ise soyut ve tarafsız görünmeye çalışan ‘soyut barışın’ yanından bakmaktadırlar. Bu durum, inisiyatifin tarafsızlığına ve sorunları çözme kapasitesine dair kuşkuları artırmaktadır.

Çatışma Alanlarındaki Çelişkili Yaklaşımlar ve Yemen Tuzağı

Diplomatik masada dile getirilen taleplerin sahadaki gerçeklikle uyuşmaması, R4+E4 girişiminin en zayıf halkasını oluşturmaktadır. Örneğin, ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş konusunda taraflara aynı ve eşit mesafeli çağrılar yapılmaktadır. Fakat sorulması gereken temel soru şudur: Saldıran ve savunan güçler aynı pozisyonda mı değerlendirilmelidir? Ayrıca, Tahran’dan ‘nükleer müzakereye dönmesi’ talep edilirken, ABD-İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) tek taraflı olarak çekilen tarafın kim olduğu gerçeği göz ardı edilmektedir. Benzer bir çelişki Yemen sahasında da kendini göstermektedir. R4-E4 ülkeleri bildirilerinde ‘Husilerin Suudilere saldırdığını’ öne sürerek ‘Suudilere destek’ açıkladılar. Oysa sahada durum tam tersidir; Husiler mi Suudilere saldırıyor, yoksa Suudiler mi Husilere karşı askeri operasyonlar yürütüyor? Suudi topraklarında Husi savaşçılar bulunmazken, Yemen topraklarında 11 yıldır Suudi savaşçılar ve koalisyon güçleri mevcuttur. Mekke ittifakı tartışmalarının en öncelikli ve tehlikeli sorunu da zaten bu çarpık algı yönetimindedir. Aynı hatalı ve taraflı bakış açısıyla, Türkiye’yi Yemen tuzağına çekmeye çalışmaktadırlar. Saldırgan konumdaki Suudilerin yanında, Türk askerini savunma pozisyonundaki Husilere karşı cepheye sürme girişimleri, Ankara’nın bölgesel politikaları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir tuzaktır.

Kök Neden: Filistin-İsrail Meselesi ve Bölgesel Dinamikler

Ortadoğu’da yaşanan tüm krizlerin kökenine inildiğinde, ana düğümün nerede yattığı net bir şekilde görülmektedir. Bölgemizde Filistin-İsrail sorunu adil bir şekilde çözülmeden ve başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarıyla bağımsız bir Filistin devleti uluslararası toplum tarafından tanınmadan, hiçbir bölgesel ve küresel sorunun kalıcı olarak çözüme kavuşması mümkün değildir. Zira bölgedeki her kriz, doğrudan ya da dolaylı olarak Filistin meselesiyle ve adaletsizliklerle ilgilidir. Bu durumu anlamak için R4+E4’ün müzakere ve diplomasi çağrısı yaptığı ABD-İran geriliminin köklerine bakmak yeterlidir. Bu savaşın ve rekabetin temel yönlerinden biri yine Filistin meselesidir. Eğer İran rejimi Filistin davasını desteklemeseydi ve geçmişte olduğu gibi İsrail ile tam anlamıyla normalleşme yoluna gitseydi, bugün yaşanan bu şiddetli çatışmalar ve vekil savaşları olmayabilirdi. Nitekim Şah döneminde İsrail-İran ilişkileri oldukça müttefik düzeyindeydi ve İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki en önemli ve sadık müttefiklerinin başında geliyordu. Tarihsel veriler ve sahadaki güncel gelişmeler, Ortadoğu barışının anahtarının Filistin’in haklarının iade edilmesinde yattığını bir kez daha kanıtlamaktadır.

Gelişmeler ve Beklentiler

İstanbul’da gerçekleştirilen R4 ve E4 dışişleri bakanları toplantısı, Batı merkezli küresel politikalara karşı alternatif bölgesel inisiyatiflerin doğuşu açısından önemli bir milat olsa da, tarafların sahadaki krizlere adil ve dengeli yaklaşmakta zorlandığını göstermiştir. Gelecek süreçte Türkiye’nin, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile yürüttüğü bu bölgesel diyalog mekanizmasında Yemen tuzağı gibi stratejik hatalardan kaçınması ve dış politikada Filistin merkezli hakkaniyetli çizgisini koruması hayati önem taşımaktadır. Resmi süreçlerin ve diplomatik müzakerelerin kalıcı barışa hizmet edebilmesi için, Washington ve müttefiklerinin çifte standartlı yaklaşımlarına karşı daha bütüncül ve gerçekçi bir stratejinin benimsenmesi beklenmektedir.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

Bir Yorum Yazın