İSTANBUL — Tıp dünyasında standart tedavi protokollerinin yerini almaya başlayan kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları, genetik özelliklere göre şekillendirilen yeni nesil yaklaşımlarla kanser tedavisinde umut vadeden seçenekler sunmaya devam ediyor.
- Aynı hastalığa sahip bireyler, genetik ve biyolojik farklılıkları nedeniyle tedavilere tamamen farklı yanıtlar verebiliyor.
- Yeni nesil DNA dizileme teknolojileri, tedavi kararlarını doğrudan etkileyen genetik değişikliklerin tespitini kolaylaştırıyor.
- Nature Medicine dergisinde yayımlanan 400 hastalı araştırmaya göre, moleküler özelliklere göre tedavi edilenlerde yanıt oranı yüzde 17,5’e yükseliyor.
Kanser Tedavisinde Ne Oldu? Kişiselleştirilmiş Tıp Neden Gündemde?
Tıp dünyasındaki son gelişmeler, onkoloji alanında standart yaklaşımların ötesine geçilmesini zorunlu kılıyor. Dr. Öğr. Üyesi Aslıhan Şengelen’in kişiselleştirilmiş tıp alanındaki bilimsel gelişmeleri değerlendirdiği açıklamalarına göre, aynı hastalığa sahip kişilerin aynı tedaviye farklı yanıtlar verebildiği gerçeği, tedavi stratejilerinin yeniden masaya yatırılmasına neden oluyor. Şengelen, bu durumun temel nedeninin bireylerin genetik ve biyolojik özelliklerinin farklı olması olduğunu vurguluyor. ‘Bir hastada başarılı olan ilaç, başka bir hastada beklenen etkiyi göstermeyebilir, hatta ciddi yan etkilere yol açabilir’ diyen Şengelen, kişiselleştirilmiş tıbbın bu noktada devreye girerek tedavi seçiminde hastalığın yanı sıra hastanın kendine özgü niteliklerini de dikkate almayı amaçladığını ifade ediyor. Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki baş döndürücü gelişmeler, hastalıkların çok daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesine olanak tanırken, yeni nesil DNA dizileme teknolojileri de hekimlerin işini kolaylaştırarak tedavi kararlarına doğrudan katkıda bulunabilecek genetik değişikliklerin hızlı ve net bir şekilde tespit edilmesini sağlıyor.
Kimi Nasıl Etkileyecek? Kanser Tedavisinde Genetik Analizin Rolü Nedir?
Kişiselleştirilmiş tıbbın en kritik ve en çok uygulama bulduğu alanların başında şüphesiz kanser tedavisi geliyor. Konunun uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Aslıhan Şengelen, tümörün bulunduğu organ, büyüklüğü ve yayılımı gibi klasik kriterlerin tedavi kararlarındaki önemini koruduğunu ancak artık tümörün moleküler özelliklerinin de mutlaka değerlendirmeye dahil edildiğini belirtiyor. Bu yeni yaklaşım, özellikle belirli hasta gruplarında hayati önem taşıyor. Örneğin, akciğer kanserindeki belirli EGFR mutasyonları veya meme kanserindeki HER2 düzeyleri, uygun hastalarda hedefe yönelik akıllı ilaçların ve tedavilerin belirlenmesinde kilit rol oynuyor. Genetik verilere göre titizlikle düzenlenen bu özel tedaviler, hastaların yaşam kalitesini artırırken standart kemoterapilerin yol açabileceği bazı ağır ilaç yan etkilerini de önemli ölçüde azaltabiliyor. Böylece her hasta, kendi tümörünün parmak izi niteliğindeki moleküler haritasına uygun bir tedavi yolculuğuna çıkabiliyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Bilim dünyasında yankı uyandıran ve Nature Medicine dergisinde yayımlanan 400 hastanın katıldığı kapsamlı bir araştırma, bu yeni yöntemin gücünü rakamlarla gözler önüne seriyor. Araştırma sonuçlarına göre, tümörlerinin moleküler özelliklerine göre özel olarak tedavi edilen hastalarda tedaviye yanıt oranı yüzde 17,5 olarak ölçülürken, standart tedavi uygulanan kontrol grubunda bu oran yüzde 10’da kalıyor. Önümüzdeki süreçte moleküler patoloji laboratuvarlarının yaygınlaşması ve genetik test maliyetlerinin düşmesiyle birlikte, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarının onkoloji kliniklerinde altın standart haline gelmesi ve binlerce kanser hastası için hayatta kalma oranlarını dramatik biçimde artırması bekleniyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika