6 Kasım 2026, Cuma
Haber

Küresel Siyasetin Çıkmazı: Korkuyu Yenen Dünyayı Değiştiriyor

📰 KAPSAMLI RAPOR

İSTANBUL — Son dönemde dünya genelinde gerçekleştirilen kritik seçimler, küresel siyasette korku ve güvenlik politikalarının yarattığı açmazları gözler önüne sererken; İsrail, Brezilya ve Sırbistan ekseninde şekillenen gelişmeler tüm dünya için derin dersler barındırıyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Netanyahu’nun seçim zaferi, dışarıdaki imajı ile içerideki güvenlik algısı arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
  • İsrail nüfusunun ezici bir çoğunluğu Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan’da militarist politikaları destekliyor.
  • Tarihsel İşçi Partisi’nin silinmesi, sürekli korku ve güvenlik kaygılarının toplumsal dokuyu nasıl teslim aldığını kanıtlıyor.
  • IV. yüzyıldan kalma Roma atasözü ‘Si vis pacem, para bellum’ zihniyeti, modern devletleri de aynı tarihsel sona sürüklüyor.

İçerideki Güvenlik Algısı ve Dışarıdaki Katliam İmajı Arasındaki Uçurum

Son yazılar dünyanın seçimleriyle ilgiliydi; bu analize devam etmek gerekirse, İsrail, Brezilya ve Sırbistan kadar okuyuculara keyif vermediyse de oradan da yükselen bir umut ve hepsinde herkes için çıkarılacak çok önemli dersler var. Umarım Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) seçim süreçlerinden doğan dersleri de aynı keyifle alırız. Kendisini ve ülkesini dünyanın en çok ‘nefret edileni’ haline getirmiş olan Binyamin Netanyahu, tartışmalı geçen seçimden birinci çıkmayı başardı. Sanırım bu durumu, onun dışarıdan nasıl görüldüğüyle içeride nasıl algılandığı arasındaki derin farkla açıklamak mümkündür. Dışarıdan bakıldığında insanlığa karşı suç işleyen eli kanlı bir katil ve soykırımcı olarak görülen lider, içeride son birkaç yıldır İsrail’in belli başlı düşmanlarının belini kırmış başarılı bir figür olarak kabul görüyor. Artık ne Hamas ne Hizbullah ne Suriye ne de İran ve onun vekil güçleri eskisi gibi güçlü değil. Nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı Gazze ve Batı Şeria’yı ilhaktan yana tavır koyarken, yüzde 60’tan fazlası da Güney Lübnan’da ve Suriye’de sürekli asker bulundurmayı destekleyen bir İsrail toplumunda, Netanyahu’nun aldığı siyasi destek çok da anlaşılmaz değildir.

Haaretz Analizleri ve İsrail Siyasetinin Değişmeyen Siyonist Dengeleri

İsrail’in muhalif sol gazetesi Haaretz’de bile Netanyahu karşıtı bloka Filistinli vatandaşların oylarını görmezden gelmenin ‘kendi ayaklarına sıkmak’ olacağını söyleyen analizlerin altında dikkat çekici okur yorumları yer alıyor. Bu yorumlardan biri durumun vahametini özetliyor: ‘İsraillilerin yüzde 80’i (yani İsrailli Siyonistlerin yüzde 100’ü) İsrailli Araplarla bir koalisyon kurulmasını istemiyor. İsrailli Arap partileriyle işbirliği yapabileceğinin sinyalini verecek herhangi bir İsrailli Siyonist parti siyasi intihar etmiş olurdu. İsrail böyleydi, böyle ve böyle olmaya devam edecek.’ İsrail siyasetinin en önemli tarihsel aktörü olan, 1948 yılında devletin kuruluşundan 1977’ye kadar ülke siyasetine damgasını vuran İşçi Partisi’nin bugün esamesinin bile okunmuyor olması bu durumun en net kanıtıdır. Bu büyük gerilemede, sürekli korkunun ve güvenlik kaygılarının hâkim kılındığı bir toplumsal dokunun ve bunu savaş ile militarizmle aşmaya çalışan siyaset anlayışının payı oldukça büyüktür.

Gelişmeler ve Beklentiler

Ne yazık ki tüm dünya da benzer bir eğilimin ve militarist sarmalın pençesinde çırpınmaya devam etmektedir. IV. yüzyıldan kalma ünlü Roma atasözü ‘Si vis pacem, para bellum’ (Barış istiyorsanız, savaşa hazırlanın) mottosu, günümüzde hâlâ devletlerin temel güvenlik politikası olmaya devam ediyor. Ancak Roma İmparatorluğu’nun savaşa hazırlanmaya olan hastalıklı takıntısı yüzünden nasıl başarısız olduğu, ekonomisini tükettiği, sürekli düşmanlar yaratarak aşırı genişleyip nasıl savunmasız hâle geldiği göz ardı edilmektedir. Bugün de devletler aynı tarihsel hataları tekrarlayarak benzer bir sona doğru hızla ilerlemektedir; zira korkuyu yenen, nihayetinde her şeyi yenecektir.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın