İSTANBUL — Çocukları dijital risklerden korumak amacıyla 15 yaşından küçüklere sosyal medya yasağı getiren yeni yönetmelik yürürlüğe girerken, uzmanlar yasakların çocukları daha görünmez alanlara itebileceği uyarısında bulunarak kalıcı çözümün medya okuryazarlığında yattığını vurguluyor.
- 15 yaşından küçüklerin sosyal medya kullanması yasaklandı.
- 15-18 yaş aralığındakilerden yaş doğrulaması istenecek ve hesap kapalı olma koşulu aranacak.
- Türkiye’de 15 yaş altı yaklaşık 17.5 milyon çocuk bulunuyor.
- EDAM raporuna göre yasaklar çocukları daha riskli ve görünmez alanlara yöneltebiliyor.
Yeni Sosyal Medya Yönetmeliği Ne Getiriyor ve Kimi Nasıl Etkileyecek?
Çocuklara sosyal medya kısıtlamaları getiren yeni yönetmelik resmen yürürlüğe girdi. Yapılan düzenlemeye göre, 15 yaşından küçük olan bireyler artık sosyal medyayı kullanamayacak. 15 ile 18 yaş aralığında yer alan gençlerden ise yaş doğrulama yapılması istenecek ve sosyal medya hesaplarının kapalı olması koşulu getirilecek. Türkiye genelinde 15 yaşının altında yaklaşık 17.5 milyon çocuk bulunduğu göz önüne alındığında, bu kararın demografik ve toplumsal ölçekte devasa bir kitleyi doğrudan etkileyeceği açıkça görülmektedir. Bu çocukların büyük bir çoğunluğu, anne karnından itibaren cep telefonuna ve sosyal medyaya aşina bir kuşak olarak büyümektedir. Gündelik yaşamda yemek yerken sakinleştirici bir araç olarak ekranı gören, anne ve baba sohbet edeceği zaman oyalanması için ekranla baş başa bırakılan, hatta aralarında henüz bebekken aileleri tarafından kendilerine özel sosyal medya hesapları açılan çocuklar var. Böyle dijitalleşmiş bir aile ve toplum ortamında, bu çocukların tamamına birden ‘Sana artık sosyal medya filan yok!’ denilmesinin pratik karşılığı ve psikolojik etkileri tüm yönleriyle tartışılmaktadır.
Sosyal Medya Yasakları Dijital Tehlikeleri Önlemede Neden Yetersiz Kalabilir?
Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) tarafından hazırlanan kapsamlı araştırma, çocukların temel haklarını korurken dijital riskleri en aza indirmeyi hedefleyen bu kritik politikanın uluslararası örnekler ışığında Türkiye şartlarında nasıl yaşama geçirilebileceğini masaya yatırıyor ve yasağın cazibesindeki tehlikelere dikkat çekiyor. EDAM’ın araştırması doğrudan sosyal medya yasaklarının çevrimiçi tehlikeleri gerçekten önleyip önlemediğine odaklanıyor. Rapora göre, dünyada bu yasaklarla ilgili tartışmalar henüz çok yeni olduğundan, yasağın çocukların çevrimiçi güvenliğini artırdığına dair elde somut bir veri bulunmuyor. Diğer yandan raporda şu çarpıcı tespit yer alıyor: ‘Çocukların dijital yaşamları da kurallara tepki olarak değişmektedir. Engellerle karşılaştıklarında çocuklar daha küçük platformlara, özel topluluklara, oyun hizmetlerine, sanal özel ağlara (VPN), paylaşımlı hesaplara veya denetimin daha az olduğu alanlara yönelebilirler. Üstelik kontrollerden kaçan çocuklar, düzenlemeye tabi platformlarda görünmez hale gelirler. Avustralya’daki deneyimde görüldüğü gibi, korunmaları da daha kolay değil, daha zor hale gelir.’
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak, yasaklar ilk bakışta temel ve hızlı bir çözüm gibi görünse de, asıl kalıcı çözümün bireyin bilinçli eğitiminde gizli olduğu gerçeği değişmemektedir. Yasak bir gün mutlaka delinir ancak eğitilmiş bir birey, kendi etik kuralları çerçevesinde dijital dünyada hareket etme yeteneği kazanır. Dünyada medya okuryazarlığı programlarının güçlendirilmesi ve çocukların yasaklar yerine dijital yetkinlikle donatılması, gelecekte atılacak en stratejik resmi adımlar arasında beklenmektedir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika