HABER MERKEZİ – Veysi Sarısözen kaleminden
“Bugün iktidar medyasında yer alan haberleri okuyan insanlar, Kürt halkının İmralı’dan yapılacak çağrıyı neden böyle çoşkulu bir merakla beklediğini anlamakta zorluk çekecektir. Örneğin Abdülkadir Selvi bu çağrıda nelerin yer alacağı ile ilgili bir yazı yazdı. Selvi’nin yazdığı gibi bu açıklama sadece iki maddeden ibaret olsaydı, Türk halkının demeyelim de, gerillanın ve PKK’nin tasfiye edilmesini “bayram”ilan etmesi gereken milyonlarca AKP ve MHP yanlısı insanların tüm metropollerde dev ekranlar kurarak çağrıyı izlemesi, “Terörsüz Türkiye” adı altında “PKK’siz Türkiye” sloganlarıyla, davullar ve zurnalarla, zeybekler ve horonlarla “zafer” naraları atmaları gerekmez miydi?
Ama öyle olmuyor. Tersi oluyor.
Neden acaba? Kürt halkı, kendi evlatları gerilla savaşçılarından ve yarım yüzyıldır alanlarda “PKK halktır, halk burada” diyerek savunduğu PKK’den “kurtuluş bayramını” kutlamaya mı hazırlanıyor? Sorunun kendisi bile saçma bile değil, gülünçtür.
Kürt halkı ve dostları içeriğini bilmedikleri çağrıyı elbette merak edecektir. Ama onlardaki heyecanın sebebi çok başka. Uluslar arası komplodan beri Başkan Öcalan’ın özgürlüğü için mücadelede binlerce insanını toprağa veren bu halk, Türkiye’nin, Kürdistan’ın, Avrupa’nın ve hatta dünyanın her yerinde Önderlerinin bu çağrıyla birlikte özgürlüğe kavuşacağını, kuvvetle hissediyor, bekliyor, umuyor, istiyor ve çağrının yapılacağı saatte “Öcalan’a özgürlük” için daha büyük bir mücadeleye atılacağını, dosta düşmana ilan etmeye hazırlanıyor.
Yalnız bu kadar değil. Çağrı saatinde her yerde toplanacak olan bu halk, Erdoğan’ın etrafında toplanan savaş baronlarına karşı Başkan Öcalan’ın “barış” çağını başlatmak üzere ilk ve büyük adımı atacağını biliyor. “Silah bırakma, PKK’yi tasfiye” laflarının büyük bir çarpıtma olduğunu, yüz yılllık tecrübesiyle ciddiye almıyor. Bu psikolojik savaş propagandası halkın saflarında sökmüyor.
Çünkü bu halk “barışın” ne demek olduğunu herkesten daha iyi kavrıyor. Adı üstünde barış demek “silahların karşılıklı susturulmasıdır.” Ama daha önemlisi, yarım yüzyıla yakın savaş boyunca gerek Türk devletinin, gerek Kürt Özgürlük Hareketi’nin savaşa odaklanmış, savaşa göre biçimlenmiş bütün kurumlarının ve örgütlerinin “demokratik dönüşüm ve değişim sürecinde” kendilerini yeniden yapılandıracağını Kürt halkı görüyor ve bunun yalnız zorunlu olmadığını, tüm halkların çıkarına olduğunu Apocu bilinciyle kavrıyor.
Savaşta her şey, savaşın rengini alır. Küçücük çocuklar bile balonlarla, çiçeklerle, çığlık çığlığa, neşeli şarkılar yerine, yoksulluğun gereği tahta tabanca ve tüfeklerle, savaş marşları söyler. Devlet dev bir savaş makinası olur. Devletin toplumu şovenizmle kudurur. Saldırıya uğrayan halk orakını, tırpanını toprağa gömer, daha önce toprağa gömdüğü silahları kuşanır. Aileler, bir çocuklarının Türk ordusunda, bir çocuklarının gerillada savaşıyor olmasının, dehşetli trajedisini yaşar. Ve kanlı toprakların üstünü amansız bir yoksulluk, açlık ve ölüm bulutu kaplar.
Başkan Öcalan’ın çağrısında somut öneriler ne olursa olsun, bu çağrının aynı anda hem devlete, hem topluma, hem de savaş boyunca örgütlenmiş bütün kurumlara “barış istiyorsanız, demokratik dönüşüme ve değişime hazır olmalısınız” çağrısı olacağına kesinlikle inanıyorum.
Ve fakat, “hepimizin” dönüşmesi ve değişmesinin bu yazı yazılırken yapılacak çağrıyla bir günde gerçekleşeceği gibi bir ham hayale kapılmıyorum. Kürt halkının da böyle ham hayallere kapılmayacak kadar yüz yıllık bir tecrübeye sahip olduğunu bildiğim için, bugün çağrıyı dinlemek üzere toplanacak olan milyonların hep bir ağızdan “Öcalansız barış olmaz, savaş olur”, ilk değişecek olan İmralı işkencehanesidir, Öcalan’ın koşullarıdır, bu koşullar değiştiğinde gerilla da değişir, PKK de değişir, bizim yazılarımız da değişir.
İktidar değişir mi?
O değişmez, değiştirilir.”
Kaynak: Yeni Özgür Politika