HABER MERKEZİ- Hüseyin Gedik’in Kaleminden
“Kapitalist modernitenin küresel çapta yol açtığı yapısal sorunlara dijitalleşme ve sanallaşmayla birlikte yenileri eklenmektedir. Bir yandan sistem krizlerini dijitalleşme ve sanallaşma ile aşmak isterken, diğer yandan toplumu dijitalleştirerek sorun alanları üretmekte ve devrimci toplumsal muhalefeti de engellemeye çalışmaktadır. Dijital teknolojileri bir yenilenme ve açılım alanı olarak değerlendiren kapitalist sistem, bu alanı halklara karşı pervasızca kullanmaktan da geri durmuyor. Dijitalleşmeyle toplumun yaşamına hükmetme hedeflenirken, sanallaşmayla toplumun genleriyle oynanmakta, kök hücresinin dokuları tahrip edilmektedir.
Küresel çapta Üçüncü Dünya Savaşı olarak değerlendirilen bir evre yaşanmaktadır. Ukrayna savaşı ile birlikte yeni kamplaşmalar ve ayrışmalar söz konusudur. Söz konusu kamplaşma toplumların yararına olmayıp, kapitalist sistemin yararınadır ve dijital sistemin inşa edilmesinde bir basamak olarak kullanılacaktır. Üçüncü Dünya Savaşı’na götüren mantalite ve zihniyet kalıpları, toplumları yeniden ulus devlet sınırları içine hapsederek, sağcı, ırkçı, şoven dalganın yükselmesine ve faşist partilerin işbaşına gelmesine yol açmaktır Sağ siyasetin yükselmesinde birçok neden olsa da, asıl neden dünyayı savaşın eşiğine getiren nedenlerdir. Özü itibariyle küresel hegemonyanın iktidar savaşlarıdır.
Kriz ve kaos aralıklarından beslenen kapitalist sistem, dijital teknolojik silahlarını görücüye çıkarıp kullandığı savaşlarla sorunlarını aşmaya çalışmaktadır. Ulusalcılık yükselişe geçmekte, milliyetçi söylemler savaşın dili olarak daha fazla ön plana çıkmaktadır. Savaş riskinin giderek belirdiği bir dönmede, egemen güçler küresel çapta yeni kutuplaşmaya ve kamplaşmaya gitmektedir. Ukrayna savaşıyla birlikte atılan adımlarda, saflarda belirgin bir netleşme de yaratmıştır. Günümüz Avrupa’sında sağ partilerin yükselmesinin bir nedeni de kapitalizmin içine girdiği krizi aşma arayışlarıdır.
Dünya halkları, iki dünya savaşının acı deneyimlerini yaşamış, milyonlarca insanı toprağa gömmüş ve o büyük yıkıma tanık olmuştur. Yaşadığı bunca acı tecrübeye rağmen zihniyet yenilenmesinde halen ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kapitalist modernitenin akımına kapılmaktan kurtulamaz hale gelmiştir. Daha fazla sömürü, daha fazla savaş, daha fazla kâr hırsı toplumları yeni bir savaşın eşiğine getirip dayandırmıştır. Aşırı kamplaşma ve kutuplaşma kaçınılmaz olarak şiddet doğuracak ve milliyetçi dalganın akımına kapılacaklardır. Savaşın kapıda olduğu bir dönemde, öncelikli olarak ulus devlet çıkarlarının esas alınacağı, faşist, ırkçı söylemlerin toplumda karşılık bulacağı siyasal atmosfer içinde, halkların boğazlaşmaları uzak bir ihtimal değildir.
Kapitalist sistemin küresel çaptaki sorunlarının sürdürülemez politikalarla aşılması mümkün değildir. Sömürü kaynaklarını derinleştirme ve hegamonik yayılma istemi, sistemin temel arzusudur. Bu arzusunu gerçekleştirmek için, küresel ve bölgesel çaplı kriz ve kaoslar yaratarak, müdahalelerine zemin hazırlıyorlar. Sistemin yol açtığı kaostan üreyen radikal İslami çete örgütleri Ortadoğu’yu kasıp kavurmuş, kitlesel katliamlara ve büyük yıkımlara yol açmış, kapitalist güçlerin bölgeye müdahalesinin yolunu açmış oldular. Kaçınılmaz hale gelen savaşların yol açtığı toplumsal sorunlar, ekolojik ve çevre sorunlarını gün geçtikçe daha fazla derinleştirmektedir. Halkları uzun süre savaş halinde tutarak, çelişkileri çatışmaya dönüştürerek birbirine kırdırmak, ekonomik yıkımlar ve siyasi istikrarsızlıklar içinde bırakmak, güvenlik sorunlarını sürekli körükleyerek bölgede kalıcı hale gelmek istemektedirler.
Dijital çağla birlikte yeni bir sürece girilmiştir. Bu çağın özelikleri, dijital teknolojilerin ve sanallaşmanın toplumsal yapılar üzerinde çok ciddi riskler barındırmasıdır. Yaşanmakta olan 3. Dünya Savaşı’nın dijital çağın karakteriyle bütünleşmesi durumunda büyük felaketlere yol açması kaçınılmaz olacaktır. Sanallaşma ise başlı başına bir dünyadır. Yaşamın sanallaşması demek, canlılığın köküne kibrit suyunun dökülmesi demektir. Dijital ve sanallaşma; bu iki kavram, kapitalist sistemin bir aparatı gibi işlev görmektedir. Toplumu temelden sarsma gücüne sahiptirler.
Bilimin teknikle, dijital teknoloji ve nano teknolojiyle buluşması, devrimsel nitelikte sıçramalar yaptırmıştır. Gelinen aşamada analitik ve duygusal zekanın kıvamında yapay zekalı insansı robotların iş gördüğü süreçler yaşanmaktadır. Tekniğin insan üzerindeki olumsuz etkileri ilk kez bilimsel tartışmalara konu olmakta ve ciddi bir muhalefetle karşılaşmaktadır. Teknolojik gelişmeler İnsan yaşamını ne kadar kolaylaştırsa kolaylaştırsın, tahakküm aracı haline getirilmesinin yarattığı sorunlar sorgulanmaktadır. Mucitleri tarafında eleştirilen yapay zekanın yarattığı risklere dikkat çekilmektedir. Benzer bir durum sanal dünya için de geçerlidir.
Sanal medya ve genelde sanallaşma, insan düşüncesi, bedeni ve toplumsal yaşamı üzerinde direkt olumsuz etki yapan gelişmelerdir. Sanallaşmanın tehlikeleri, yaşamın her alanında hissedilir hale gelmiştir. İnsanı adeta ‘tutsak’ almıştır dersek yeridir. Kişinin özgürlük alanlarını ortadan kaldıran sanal ortamlar ve dijital araçlar neredeyse insanı nesne haline getirmiştir. Toplumsal yaşamın hızla değişim ve dönüşüme uğraması, sanal dünyaya doğru sürüklenmesi, savaşlar kadar yıkıcı sonuçlar meydana getirecektir. Dijital gerçeklik ve sanallaşma günümüzün en temel sorunları olarak çözüm beklemektedir.
Kapitalist sistemin yaratığı ve yol açtığı sorunlar, savaşlar, yıkımlar, salgın hastalıklar, ekolojik sorunlar, çevre felaketleri, doğal afetler, iklim krizi, açlık, küresel ısınma, günümüzün dijital teknolojileri, sanallaşma ve daha birçok sorun, kaynağını nereden ve nasıl alırsa alsın çözüm bekleyen sorunlardır. Bu sorunlar aşılmadan, köklü çözümler üretilmeden, insanlık kan kaybetmeye devam edecektir. Bilimin vardığı sonuçlar temelinde, insanlığın yaşadığı deneyimler ışığında yeni sentez düşüncelere, zihni tasarımlara ihtiyaç vardır.
Bütün toplumsal sorunların çözümünde demokratik yöntem seçeneği, halkları karanlığa çeken girdaptan çıkış yolunu göstermektedir. Artık eski zihniyet kalıpları, eski ideolojik yaklaşımlar aşılıyor, aşılmaya çalışılıyor. Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplum paradigması, dünya halklarına yeni bir ‘Toplumsal Sözleşme’ önermektedir. Tarihsel geçmişten günümüze, bütün süreçlerden ve yaşanmışlıklardan dersler çıkarılarak, yeniden bir toplumsal form oluşturmayı önermektedir. Demokratik ulus açılımını ve demokratik modernite kuramını öngörmektedir. Eski dogmatik düşünce kuramlarından, siyasi yapılanmalardan, hiyerarşik iktidar yönetimlerinden, toplumları kısır döngüde tutan kâr amaçlı ekonomik modellerden kurtulmak gerekiyor. Radikal demokraside ısrar ederek, evrensel ölçekte küresel demokrasiye ulaşmak bir mücadele hedefi olarak belirlenmelidir.
Çatışma ortamına sürüklenen dünya halklarının çıkarları demokratik modernitede aranmalıdır. Halkların şafağına doğmuş yeni bir devrimsel çıkıştır. Yaşadığımız çağı halkların demokrasiyle buluşturma çağı haline getirmektir. Dijitalleşen, sanallaşan toplum, geleceğini kaybetmiş toplumdur. İnşa edilecek Demokratik toplum modeli insanı yeniden eski kökleriyle demokratik, ekolojik temelde buluşturmaktır.
İnternetin ortaya çıkışını 21.yy’ın Che Guevara’sı olarak değerlendirenler vardır. Benzetme hatalı bir değerlendirmedir. İnternetin işlevi, rolü, toplum üzerindeki etkileri biliniyor. Yol açtığı olumsuzluklar da biliniyor. Devrimsel gelişmenin odağına zihniyeti oturtmak bu nedenle önem arz etmektedir. Kapitalizmin egemenliğine, sanallaştırdığı yaşama karşı mücadelede demokratik, ahlaki-politik toplum paradigması vazgeçilmezdir. Sanal toplum yaratmakla ne devrim olur ne de Che Guevara’lık olur. Kendisini sosyalizme, halkların özgürlüğüne adamış enternasyonal bir devrimcinin düşü, umudu, olsa olsa ‘küresel demokrasi’ olur.
Enformasyon iletişim teknolojilerinin, internetin ve sanal medya platformlarının, bir bütünüyle dijital ve sanal kavramları her alanda insan yaşamına dokunan özelikleriyle derin etkiler bırakmaktadır. İlerici anlamda devrimsel nitelikte rol biçilen tanımlamalara kadar giden değerlendirmeler de mevcuttur. Sosyalizmin ve demokratik devrimin yerine konulması ve böyle algılanması, insanlığın geleceği açısında tehdit oluşturan ciddi bir tehlikedir. Toplumların geleceği, yaratılan sanal medya algılamalarına, internet iletişiminin gücüne teslim edilemeyecek kadar ciddi bir konudur. Kapitalist sistemin tasarımı ve kontrolünde gelişen dijital teknolojiler ve internet ağları, kitleleri peşinde sürüklese de vaat ettiği sanal dünyada toplumsal sorunlara çözüm üretemezler.
Dijital teknolojilerin yön verdiği, analitik ve duygusal zekanın dışında yapay zekânın da artık fonksiyonel olduğu İnsanlık nereye doğru gidiyor, toplumsal gelecek nasıl şekillenecek, bizleri nasıl bir yaşam bekliyor? sorularına yanıt aramak önem kazanıyor. Hangi paradigmasal bakış açısıyla cevap aradığımız da bir o kadar önemlidir.”