İSTANBUL — Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve Antep Milletvekili Sevda Karaca, ANF’ye yaptığı özel değerlendirmelerde savaş politikalarının halkın birliğini, kadınların eşitlik mücadelesini ve işçi sınıfının hak arayışlarını nasıl sekteye uğrattığını masaya yatırdı; Türk işçi ve emekçilerinin tarihi sorumluluklarına dikkat çekti.
- Savaş politikaları ‘milli güvenlik’ ve ‘beka’ söylemleriyle işçi haklarını ve grevleri gölgeliyor.
- Körüklenen ırkçılık ve şovenizm, halkların, kadınların ve gençlerin ortak talepler etrafında buluşmasını engelliyor.
- Türk işçi ve emekçileri, kendi egemenlerinin politikalarına karşı çıkmak ve Kürt halkının barış taleplerine sahip çıkmakla yükümlüdür.
- Türkiye’de işçilerin öfkesi ve parça parça direnişleri büyüyor ancak bu birikim henüz ülke çapında etkili bir sınıf hareketine dönüşebilmiş değil.
Savaş Politikaları Toplumsal Hayatı ve Emek Mücadelesini Neden Hedef Alıyor?
Sevda Karaca, ANF’nin sorularını yanıtladığı kapsamlı söyleşide, savaş ve çatışma ortamının toplumsal hayatın bütününe yayıldığına vurgu yaptı. Savaş atmosferinin getirdiği ‘millî güvenlik’, ‘beka’ ya da ‘iç cephe’ gibi kavramların tartışılmasının, halkın ve emekçilerin en temel gündemlerini nasıl gölgelediğini anlattı. Karaca’ya göre, işçinin insanca yaşam ücreti talebi, en temel haklarından biri olan grev hakkı, kadının toplumsal eşitlik mücadelesi ve halkın genel demokratik talepleri bu suni gündemlerin gerisine itilebiliyor. Ayrıca bilinçli bir şekilde körüklenen ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizm gibi akımlar, halkın farklı kesimlerinin, kadınların ve gençlerin ortak ekonomik ve demokratik talepler etrafında bir araya gelmesinin önünde çok büyük bir engel teşkil ediyor.
Türk İşçi ve Emekçilerinin Tarihsel ve Sınıfsal Sorumluluğu Nedir?
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve Antep Milletvekili Sevda Karaca, mevcut siyasi tabloda Türk işçi ve emekçilerine düşen tarihi görevleri net bir şekilde tanımladı. ‘Türk işçi ve emekçilerinin sorumluluğu da kendi egemenlerinin politikalarına karşı çıkmak ve Kürt halkının barış, eşitlik ve demokrasi taleplerine sahip çıkmak’ ifadelerini kullanan Karaca, bu duruşun sadece soyut bir dayanışma çağrısı olmadığını belirtti. Bu yaklaşımın, işçi sınıfının kendi bağımsız çıkarlarını ve sınıf bilincini savunması açısından da zorunlu bir ihtiyaç olduğunu ifade eden Karaca, halkların birbirine düşmanlaştırıldığı bir siyasi iklimde sermaye sınıflarına ve patronlara karşı ortak bir mücadele geliştirmenin oldukça zorlaştığına dikkat çekti.
Türkiye’de Emek Mücadelesinin Mevcut Düzeyi ve Çelişkileri Nelerdir?
Türkiye’de halihazırda yürütülen emek mücadelesinin içinde bulunduğu çelişkilere de değinen Sevda Karaca, ülkedeki genel durumu ve eksiklikleri şu sözlerle özetledi: Türkiye’de emek mücadelesinin en büyük çelişkilerinden biri, işçilerin öfkesinin her geçen gün büyümesi, çalışma ve yaşam koşullarının gitgide ağırlaşması ve buna paralel olarak parça parça mevzi direnişlerin sürmesi ile yaygınlaşmasıdır. Ancak bu büyük birikim ve dinamizm, maalesef henüz ülke çapında etkili, koordine ve güçlü bir sınıf hareketine, işçi sınıfının bağımsız siyasal ağırlığına dönüşebilmiş değildir. Tekstilde, metalde, lojistikte, madenlerde ve hizmet işkolunda memleketin birbirinden bambaşka niteliklere ve dinamiklere sahip havzalarında işçiler ücretleri, çalışma koşulları ve vazgeçilmez sendikal hakları için kıyasıya bir mücadele yürütmeye devam etmektedir. Bu süreçte işten atılma tehditleri, patron baskıları, sendikal örgütlenmenin önüne bilinçli olarak çıkarılan yasal ve idari engeller ile sendikal bürokrasi gibi birçok olumsuzlukla karşı karşıya kalınmaktadır.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sevda Karaca’nın değerlendirmeleri, önümüzdeki dönemde Türkiye’de emek ve barış mücadelesinin ortaklaşması gerektiğinin altını çizerken; savaş politikalarının gölgesinde hak arayan işçi sınıfının kendi bağımsız siyasal hattını örmesinin aciliyetini resmi ve toplumsal platformların gündemine taşıyor.
Kaynak: ANF Türkçe