İSTANBUL — Türkiye’nin tanınan gazetecileri İsmail Arı ve Murat Ağırel, yürüttükleri mesleki faaliyetler ve haber konusu yaptıkları iddialarla ilgili doğrudan muhataplarına soru sordukları gerekçesiyle yeniden tutuklanırken, yaşanan bu son gelişmeler Türk basın tarihinin karanlık sansür dönemlerini ve II. Abdülhamit devrindeki Ahmet Rasim vakasını yeniden akıllara getirdi.
- İsmail Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e akrabalarını işe alıp almadığını sorduğu için tutuklandı.
- Murat Ağırel, kara para aklama iddiaları kapsamında Mustafa Sarıgül’e kendisine para gönderilip gönderilmediğini sordu.
- Yargı mekanizmasının gazetecilerin soru sormasını dahi suç sayması, basın özgürlüğü tartışmalarını zirveye taşıdı.
- Tarihsel benzerlikler: II. Abdülhamit döneminde Ahmet Rasim’in uğradığı sansür ve hakaretler günümüzle paralellik gösteriyor.
Gazeteciliğin Temel Kuralı Suç Sayıldı: İsmail Arı ve Murat Ağırel Vakası
Basın dünyasında şok etkisi yaratan son dakika gelişmelerine göre, İsmail Arı ve Murat Ağırel yine tutuklandı. Gazetecileri cezaevine gönderen yetkililerin gerekçesi ise adeta hukuk akıllarına durgunluk verecek nitelikte: Haber yapılacak bilgiyi, doğrudan muhataplarına sormak! Yaşanan olayların detaylarına bakıldığında, İsmail Arı’nın eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e yakın akrabalarını kuruma işe alıp almadığını sorduğu görülüyor. Öte yandan Murat Ağırel ise gündemi sarsan kara para aklama iddiaları üzerine Mustafa Sarıgül’e ulaşıp, kendisine bahsedilen tutarda bir para gönderilip gönderilmediğini sordu. Bu hamleler, gazeteciliğin yüzyıllardır değişmeyen en temel ilkesi olan ‘gerçeği aramak ve taraflara sormak’ kuralının harfiyen yerine getirilmesinden başka bir şey değildi. Ancak ne yazık ki bu mesleki sorumluluk, bugün bir suç unsuru olarak kabul edildi. Peki ya sormadan, teyit etmeden yazsalardı ne olacaktı? Şüphesiz ki yine tutuklanacaklardı. Çünkü gelinen noktada basın kalemi bir kere kırıldı ve yargı mekanizması için teferruatların hiçbir önemi kalmadı.
Tarih Tekerrür Ediyor: II. Abdülhamit Dönemi Sansürünün Gölgesinde Gazetecilik
Bugün basın özgürlüğü günü olarak endişeyle andığımız, II. Abdülhamit’in 33 yıllık baskı döneminin simgesi haline gelmiş olaylar, bugün yaşananların tarihteki en net aynası niteliğinde. Abdülhamit’in istibdat yıllarının başlarında genç gazeteci Ahmet Rasim, bir sabah gazetesinde rutin mesaisini yürütürken görevliler odaya dalar ve ‘Fesini giy, gel buraya’ diyerek Ahmet Rasim’i kolundan tuttuğu gibi saraya götürür. Bir masanın başında oturan öfkeli görevli, işaret parmağı ile masanın üzerindeki gazeteden bir yazıyı işaret ederek bağırır: ‘Bu ne demek?’ Ahmet Rasim ağzını açacak olur ancak hemen susturulur: ‘Sizin kafanızı havanda ezmeli, hainler, nankörler!’ Ahmet Rasim göz ucuyla yazının başlığını okumaya çalışır: ‘Bahar gelmeyecek mi, bahar gelmeyecek mi?’ ‘Efendim’ demeye bile kalmadan tekrar hakarete uğrar: ‘Daha söylüyor… çık dışarı!’ Dışarıda bir süre bekletildikten sonra yeniden içeri alınan Ahmet Rasim, derdini anlatmak ister lakin hakaretler havada uçuşmaya devam eder: ‘Edepsizler, veledizinalar, utanmazlar, alçaklar, köpekler, melunlar, asılacaklar!’ Uzun uğraşlar ve gergin bekleyişin ardından bir yanlışlık olduğu nihayet anlaşılır. Söz konusu yazının başlığı, Peyami Safa’nın babası şair İsmail Safa Bey’e ait bir şiirin nakaratından ibarettir. Saray sansürcüleri bunu bir siyasi metafor sanmış, ‘Bahar gelmeyecek mi? Padişah gitmeyecek mi?’ şeklinde anlamıştır. Ahmet Rasim bu seferlik kıl payı kurtulur ancak Abdülhamit’in o meşhur, basını boğan sansür yılları da işte böylece resmen başlamış olur. Tarih boyunca en fazla sansüre uğrayan, tutuklanan ve yargılanan gazetecilerin başında gelen Ahmet Rasim, yazarak para kazanması yasaklanarak bilinçli bir şekilde açlığa mahkûm edilmiştir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Bugün geldiğimiz noktada, biz Ahmet Rasim’i büyük bir yazar, cesur bir gazeteci ve aydın bir Türk mütfekkiri olarak anarken; fotoğrafları bugün hâlâ saray rejiminin duvarlarını süsleyen II. Abdülhamit’i ise tarihin en sert sansür mimarı olarak hatırlıyoruz. İsmail Arı ve Murat Ağırel şahsında gazeteciliğe vurulan bu darbelerin hukuki süreci ve yansımaları, basın özgürlüğü mücadelesinin Türkiye’de ne kadar çetin ve kesintisiz devam ettiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kaynak: BirGün Manşet