ANKARA — Siyasi iktidarın 2013 yılından bu yana sosyal medyada daha etkin olma ve muhalif kesimlerin dijital alandaki etkinliğini kırma amacıyla hayata geçirdiği Süleyman Soylu dönemindeki “sosyal medya atağı”, Mahir Ünal’ın “Yeşil Top” kampanyası ve “Nsosyal” girişimi gibi stratejik hamleler, tüm yasal düzenlemeler, trol ağları ve kurumsal yapılanmalara rağmen başarısızlıkla sonuçlanırken; iktidar bu alanı kontrol edememenin faturasını devasa erişim engelleri, yayın yasakları ve muhalif medyaya yönelik operasyonlarla çıkarmaya devam ediyor.
- 2013’ten bu yana sosyal medyada egemenlik kurma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.
- Süleyman Soylu, Mahir Ünal dönemleri, trol hesaplar ve Nsosyal gibi alternatif platformlar hedefe ulaşamadı.
- 2022’de çıkarılan ‘Dezenformasyon yasası’ ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki merkezler dijital kontrolü sağlamaya yetmedi.
- Medyayı geleneksel yöntemlerle ve TMSF eliyle kontrol altına alan iktidar, dijital medyadaki direnişi aşmak için erişim engeli silahına sarılıyor.
Tarihsel Süreçte Dijital Hegemonya Arayışları ve Başarısız Ataklar
İktidar partisi, 2013’ten beri sosyal medyada daha etkin olma ve muhalif kesimlerin etkinliğini kırma çabası içinde kronik bir stratejik arayış yürütmektedir. Bu sürecin ilk önemli aşamalarından biri, Süleyman Soylu’nun AKP’de Medya ve Tanıtım Başkanı olduğu dönemde başlatılan “sosyal medya atağı” idi. Bu kapsamda kapsamlı raporlar hazırlanmış, özel ekipler kurularak organize bir dijital varlık hedeflenmiş ancak istenen etki yaratılamamıştır. Aynı göreve daha sonra gelen Mahir Ünal da 2020 yılında “Milli hesaplar takipleşiyor” sloganıyla “Yeşil Top” simgeli onaylanmış hesaplar kampanyasını hayata geçirmiştir. Parti içinden dahi çok ciddi eleştiriler alan bu yapay kampanya da kısa sürede sessiz sedasız sonlandırılmak zorunda kalınmıştır. Mahir Ünal, bu başarısızlığın ardından “Dijital Medya Takip Merkezi”ni kurmuş ve kamuoyunun yakından bildiği trol hesaplar bu dönemde daha da organize edilmiştir. Ancak bu partisan ekipler de muhalif sesleri kısmaya yetmeyince, 2022 yılında “Dezenformasyon yasası” adı altında, özellikle gazetecileri hedef alan ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” şeklinde yeni bir suç icat edilmiştir. Aynı yıl, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan ve halen aktif faaliyetlerini sürdüren “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi” de bu politikanın kurumsal ayağını oluşturmuştur.
Alternatif Platform Fiyaskosu ve Erişim Engeli Silahına Sarılmak
Bütün bu kurumsal ve yasal müdahaleler yetmemiş olacak ki, iktidar kanadı geçen yıl X, Facebook ve Instagram gibi küresel sosyal medya devlerine alternatif olarak yerli ve milli bir sosyal medya platformu kurma girişiminde bulunmuştur. Cumhurbaşkanı, bakanlar ve üst düzey parti yöneticileri bir süre “Nsosyal” adı verilen bu platformdan aktif paylaşımlarda bulunmuş, kitleleri buraya yönlendirmeye çalışmıştır. Lakin bu platform da muhalif kesimlerin sosyal medyadaki entelektüel ve kamusal etkinliğini kırmakta tamamen başarısız olmuştur. Sonuç olarak siyasi iktidar, dijital evrende bir türlü arzu ettiği iktidarı kuramamıştır. Sosyal medyayı muhaliflerin düşünce açıkladığı, gazetecilerin eleştirel bilgiyi ve halkın haber alma hakkını yaydığı bir platform olmaktan çıkarmak için geriye tek bir yöntem kalmıştır: Engelleme “silahı”. Eskiden münferit olarak teker teker erişim engellemesi kararı çıkartan yetkililer, artık onar onar, yüzer yüzer toptan erişim engeli kararları çıkartmaktadır. Üstelik bu keyfi ve baskıcı uygulamalar duracağa da benzememektedir; sosyal medyadaki sistematik engellemeleri, peş peşe gelen yayın yasakları, muhalif medyaya yönelik mali ve hukuki soruşturmalar ile el koymalar izlemektedir.
Geleneksel Medyanın Tasfiyesi ve TMSF Araçlı Dönüşümün Arka Planı
Sosyal medyada istediklerini elde edemeyen AKP, buna karşın geleneksel ve ana akım medyada dijital alana kıyasla çok daha hızlı ve sert bir yol almıştı. “Manşetlerle çarpışa çarpışa” iktidara geldiğini iddia eden AKP’nin ilk ve en stratejik hedeflerinden biri medya sektörünü bütünüyle yeniden dizayn etmekti. Ancak bu süreçte sergilenen demokratlık oyunu çok uzun sürmedi; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), iktidarın medyayı devşirmekte ve muhalif sesleri sustirmakta kullandığı en etkili sopa haline geldi. Bu operasyonların ilk somut örneği 2004 yılında yaşandı ve Uzanlar’ın Star gazetesi ile televizyonuna el konularak TMSF’ye devredildi. Bu ilk hamleyi, Türkiye medya tarihinin dönüm noktalarından olan Sabah gazetesi ve ATV’nin iktidara yakın sermaye gruplarına aktarılması süreçleri izledi; ardından Show TV ve benzeri diğer medya kuruluşları da aynı kaderi paylaştı.
Gelişmeler ve Beklentiler
Siyasi iktidarın geleneksel medyada kurduğu tek sesli yapı, sosyal medyanın dinamik, engellenemez ve sansür tanımaz yapısı karşısında geçerliliğini yitirmektedir. Dijital alandaki varlık kampanyalarının, kurumsal merkezlerin ve alternatif platform girişimlerinin hüsranla sonuçlanması, iktidarı daha sert hukuki baskılara, toplu erişim engellerine ve yayın yasaklarına iterken; uzmanlar ve basın meslek örgütleri bu durumun ifade özgürlüğü ve demokrasinin geleceği açısından yarattığı derin risklere dikkat çekerek resmi süreçlerin ve yargı kararlarının evrensel hukuk normlarına dönmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Kaynak: BirGün Manşet