ANKARA — Türkiye’de artan suç oranları, derinleşen toplumsal gerilimler ve toplumsal muhalefete yönelik baskıcı politikalar, yargı mekanizmalarını tamamen kilitlenme noktasına getirdi. Adalet Bakanlığı’nın 2027 yılı bütçe teklifi ve 2026 yılı performans göstergeleri, adalet saraylarının ve Cumhuriyet Başsavcılıklarının dosyalarla tıka basa dolduğunu, hâkim ve savcıların omuzlarındaki iş yükünün sürdürülemez boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi.
- 2025 yılında bin 373 olan savcı başına düşen dosya sayısı 2026 sonunda bin 625 – bin 630 seviyelerine fırladı.
- Hâkim başına düşen dosya yükü 2025’teki 767 seviyesinden 2026 sonunda 780’e yükseldi.
- Ceza davalarının ortalama görülme süresi 243 gün sürerken, hukuk davaları 209, idari davalar 152 günde sonuçlanıyor.
- Adalet Bakanlığı resmi raporlarında bile aşırı iş yükü, sistemin en temel ‘zayıflığı’ olarak açıkça tıkandı.
Yargıda Sürdürülemez Yük: Hâkim ve Savcı Başına Düşen Dosyalar Rekor Kırdı
Türkiye’de son yıllarda giderek artan suç oranları ve toplumsal muhalefeti baskılamaya yönelik yargısal uygulamalar, adalet sisteminin kapasitesini tamamen aşmış durumdadır. Adalet Bakanlığı’nın 2027 yılı bütçe teklifinde yer alan 2026 yılı performans göstergeleri ve gerçekleşme tahminleri, adalet sisteminin sırtındaki yükün ağırlığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Cumhuriyet Başsavcılıkları ile adalet saraylarının dosyalar ile tıka basa dolduğu 2026 yılında, hâkim ve savcılar üzerindeki dosya sayısının fazlalığı hayati bir kriz sinyali vermektedir. Adalet sistemi üzerindeki bu devasa yük, doğrudan hâkim ve savcı başına düşen dosya sayılarıyla somutlaşmaktadır. Hâkim başına düşen ve 2025 yılında 767 olan dosya sayısının, 2026 yılının sonunda 780’e ulaştığı resmi kayıtlara yansımıştır. Benzer ve çok daha vahim bir tablo savcı başına düşen dosya sayısında da açıkça görülmektedir. 2025 yılında bin 373 olan bir savcı üzerindeki dosya sayısının, 2026 yılının sonunda bin 625 ile bin 630’a kadar yükseleceği öngörülmüş ve bu durum sistemin tıkanma noktasına geldiğini kanıtlamıştır.
Uzatılan Davalar ve Geciken Adalet: ‘Geç Gelen Adalet, Adalet Değildir’
Sadece savcı ve hâkimlerin dosya sayıları değil, aynı zamanda ceza, hukuk ve idari davaların görülme sürelerinin uzunluğu da yargının ne denli ağır bir yük altında ezildiğini kanıtlayan bir başka çarpıcı veri olmuştur. Hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri olan ‘makul sürede yargılanma hakkı’ bu veriler ışığında tamamen askıya alınmıştır. Ceza davalarının ortalama görülme süresi 2026 yılında resmi kayıtlara ortalama 243 gün olarak geçmiştir. Benzer bir kriz tablosu hukuk ve idari davaların görülme sürelerinde de yaşanmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın 2026 yılına yönelik performans hedefleri gerçekleşme tahminlerine göre, hukuk davaları ortalama 209 günde, idari davalar ise ortalama 152 günde görülebilmektedir. Vatandaşların adalet arayışında aylarını, hatta yıllarını mahkeme salonlarında ve koridorlarında geçirmesine neden olan bu süreler, hak arama hürriyetini zedelemektedir.
Resmi Raporlardaki İtiraf: ‘Zayıflıklar’ Bölümünde İş Yükü Krizi
Yaşanan bu yapısal kriz, bağımsız uzmanlar veya muhalefet partileri tarafından değil, doğrudan Adalet Bakanlığı’nın resmi belgeleriyle de tescillenmiştir. Adalet Bakanlığı’nın 2025 yılı faaliyetlerini içeren kurumsal raporunda da yargı organlarının devasa iş yükü, raporun ‘Zayıflıklar’ bölümünde açıkça sıralanmaktadır. İlgili raporda yargının iş yükünün sürdürülemez düzeyde fazla olduğu vurgulanarak, sistemin yapısal zafiyetleri gözler önüne serilmektedir. Toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik soruşturmaların ve ifade özgürlüğü davalarının adliyelerin gündemini meşgul etmesi, asli ve ağır suçlarla mücadele kapasitesini de zayıflatmaktadır. Uzmanlar, savcı başına düşen bin 625 dosyalık bu tablonun yalnızca hukuki bir sorun olmadığını, aynı zamanda toplumsal barışı ve güvenliği tehdit eden derin bir siyasi ve idari kriz olduğunu belirtmektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; Adalet Bakanlığı verilerinin de açıkça ortaya koyduğu üzere, Türkiye’nin yargı sistemi artan suç oranları, politik baskılar ve yetersiz kadrolar nedeniyle adeta kilitlenmiştir. Savcı başına düşen dosya sayısının bin 625’e dayanması ve davaların yüzlerce gün sürmesi, yakın gelecekte daha büyük hak ihviallerinin ve adalet krizlerinin yaşanacağının habercisidir. Uzmanlar ve hukuk örgütleri, acil reformlar yapılmadığı takdirde adaletin terazisinin tamamen kırılacağı konusunda uyarılarda bulunurken, resmi süreçlerin bu devasa yükü taşımakta artık yetersiz kaldığı net bir şekilde görülmektedir.
Kaynak: BirGün Manşet