İSTANBUL — Türkiye genelinde görev yapan aile hekimleri, dayanılmaz çalışma koşulları, yetersiz muayene süreleri ve ağır bürokratik yük altında ezilen sağlık sistemine dikkat çekmek amacıyla radikal bir iş yavaşlatma eylemi gerçekleştiriyor. Hekim sendikalarının öncülüğünde hayata geçirilen bu süreçte, angaryalara ve sistemsizliklere karşı ulusal düzeyde hak arama mücadelesi verilirken, toplum sağlığının geleceği ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin yapısal sorunları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.
- Aile hekimleri muayene sürelerinin uzatılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için eylemde.
- Eylem süresince randevulu olmayan hastalara bakılmazken, poliklinik hizmetinde her hastaya en az 10 dakika ayrılıyor.
- TÜİK verilerine göre nüfusun üçte biri, 60 yaş üstünün ise dörtte üçü kronik sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.
- Uluslararası kıyaslamalar, İngiltere gibi köklü birinci basamak sistemlerinde aile hekimi randevularının 35 dakikayı bulduğunu gösteriyor.
Çalışma Acısından Yaşam Acısına: Aile Hekimliğinde Gerçekler
Bugün geldiğimiz noktada aile hekimi olmak, mesleki bir tatmin veya sıradan bir çalışma acısı olmaktan öteye geçmiş, ne yazık ki bir ‘yaşam acısı’ halini almıştır. Sağlık sistemindeki derin tıkanıklıkların en ağır faturasını ödeyen birinci basamak sağlık çalışanları, taleplerini duymazdan gelen kulaklar için harekete geçmek zorunda kalmıştır. Duyurmaya çalıştıkları talepler, sadece hekimlerin özlük haklarını değil; doğrudan toplum sağlığını ve sağlığın geleceğini yakından ilgilendiren en temel bileşenlerden oluşmaktadır. Bu taleplerin merkezinde muayene sürelerinin uzatılması ve çalışma koşullarının insan onuruna yaraşır şekilde iyileştirilmesi yer almaktadır. Aslında meslek örgütlerinin ve sendikaların hayata geçirdiği bu süreç, geleneksel anlamda yıkıcı bir eylemden ziyade, birkaç gün olması gerektiği gibi doğru, nitelikli ve düzgün hasta bakmak için düzenlenmiş kusursuz bir çalışma şemasının fiili olarak uygulanmasından ibarettir. Eylem süresince hekimler randevulu olmayan hastalara bakmayacaklar ve aslına bakılırsa sistemin normal işleyişinde de olması gereken budur. Bu kapsamlı eylem planı dahilinde poliklinik hizmeti için her hastaya en az 10 dakika ayrılmaktadır. Ancak ülkemizdeki nüfusun süreğen ve kronik sağlık sorunlarının yoğunluğu dikkate alındığında, bu sürelerin gerçekte en az 20 dakika olması gerektiği tüm uzmanlar tarafından bilinmektedir.
Kronik Hastalık Yükü ve On Dakikalık Yetersiz Muayene Döngüsü
Resmi istatistikler ve araştırmalar sahadaki vahim tabloyu net bir şekilde gözler önüne sermektedir. TÜİK araştırmasına göre toplumun tam üçte biri, özellikle 60 yaş üzeri olan kitlenin ise dörtte üçünde son derece önemli ve hayati sağlık sorunları bulunmaktadır. Kronik hastalıkları nedeniyle düzenli olarak çok sayıda ilaç kullanan, sağlık geçmişleri oldukça yüklü ve karmaşık olan hastalarla ilişkili klinik notları almak, devasa bir ilaç değişikliği planlamak ya da kapsamlı bir tedavi düzenlemek asla ve asla 10 dakikalık sıkışık bir süreye sığdırılamaz. İnsan fizyolojisi ve psikolojisi her on dakikada bir nitelikli hasta bakarken dikkatini en üst düzeyde toplayamaz. Hekimlik sanatı, son derece yoğun fiziksel ve zihinsel enerji gerektiren, hata kabul etmez hassas bir meslektir. Bu gerçekliği uluslararası bir perspektifle değerlendirmek gerekirse; geçtiğimiz yaz İngiltere’yi ziyaret eden ve oraya yerleşme aşamasındaki dostlarıyla bir araya gelen meslektaşlar ve gözlemciler çarpıcı farklara şahit olmaktadır. Yeni bir ülkeye uyumlanma sürecinin yarattığı doğal stres ve gerilimle sedef hastalığı belirtileri alevlenmiş ve görünür hale gelmiş bir hastanın bu durumu nasıl yönettiğine dair gözlemleri oldukça düşündürücüdür. İngiltere’de hastalar, uzman bir aile hekimi görmeden doğrudan branş branş uzman hekime gidememektedir. Branş hekimi de Türkiye’de başlanmış olan biyolojik ajanı kullanmadan önce farklı kademeli tedaviler denemektedir. Hekimin artık kendi yakın izlemine alacağı bir hastadaki bu temkinli yaklaşım son derece makul ve bilimseldir. İyi izlenebilecek olan hastada, tedavide en emniyetli olandan en etkili olana doğru sıkı bir gözetimle ilerlenmelidir.
Kapsamlı Birinci Basamak Modelleri ve Hasta Odaklı Yaklaşımlar
Uluslararası örneklerde birinci basamak sağlık hizmetlerinin nasıl kusursuz işlediğini görmek adına İngiltere modeli çarpıcı ipuçları vermektedir. Oradaki bir vatandaşın anlattığı deneyim, Türkiye’deki sistemin acilen dönüştürülmesi gerekliliğini kanıtlar niteliktedir: ‘Ama aile hekimine kayıt görüşmem tam 35 dakika sürdü ve artık bitse de gitsem diye düşündüm, yedi sülalemi sordu vallahi.’ Bu durum kulağa ilk başta yorucu gelse de, birinci basamağın köklü olduğu ülkelerde koruyucu hekimliğin temelini oluşturur. İngiltere deneyiminde süreç bununla da kalmamakta, hastaya kısa süre sonra evden telefon edilerek ‘Siz 50 yaşındasınız, birinci derece yakınlarınızda diyabet varmış, göz ve kan testleri randevunuzu oluşturalım’ denmektedir. İşte aradaki uçurum tam da burada başlamaktadır. Türkiye’de ise aile hekimleri, koruyucu sağlık hizmetleri sunmak yerine, dakikalarla yarışarak reçete yazan, kronik hastaların devasa yükünü omuzlayan ama hak ettiği çalışma barışından ve süresinden mahrum bırakılan bir cendereye hapsedilmiştir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; Türkiye’deki aile hekimliği sisteminin bugünkü çıkmazdan kurtulması, yalnızca hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesiyle değil, muayene sürelerinin uluslararası standartlara taşınması ve koruyucu sağlık politikalannın yeniden yapılandırılmasıyla mümkündür. Resmi makamların ve karar alıcıların, hekimlerin bu çığlığını bir eylem değil, çökmekte olan sağlık sistemini kurtarma çağrısı olarak okuması ve acil stratejik adımlar atması hayati bir zorunluluktur.
Kaynak: BirGün Manşet