6 Kasım 2026, Cuma
Haber

Nakba’dan Rotterdam’a: Dünya Tabipler Birliği’nin Tarihi Sınavı

📰 KAPSAMLI RAPOR

İSTANBUL — Prof. Dr. Serap Erdoğan Taycan’ın kaleme aldığı ve Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) önemli katkılar sunduğu ‘DTB Rotterdam Bildirgesi’, Hollanda’da gerçekleştirilen Genel Kurul’da kabul edilerek resmiyet kazandı. Silahlı çatışmalarda tıbbi yansızlığın korunmasını amaçlayan bu tarihi gelişme, Paris’teki 1947 kuruluş kongresinden Nazi Almanyası’nın karanlık tıbbi geçmişine kadar uzanan uzun bir etik mücadelenin ve hafızanın taze bir yansıması olarak dikkat çekiyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Dünya Tabipler Birliği (DTB), ‘DTB Rotterdam Bildirgesi: Silahlı Çatışmalarda ve Diğer Şiddet Durumlarında Tıbbi Yansızlığın Korunması’ başlığıyla yeni bir belgeyi kabul etti.
  • Türk Tabipler Birliği (TTB), belgenin hazırlanma sürecine sunduğu kritik katkılarla uluslararası alanda etkin bir rol üstlendi.
  • Tarihsel kökleri 1947 Paris Genel Kurulu’na uzanan süreç, Nazi hekimlerinin savaş suçları ve Britanya Tabipler Birliği’nin hazırladığı ‘Savaş Suçları ve Tıp’ raporuna dayanıyor.
  • Yeni bildirge, hekimlerin devlet otoritesine karşı mesleki vicdanı savunma sorumluluğunu ve Cenevre Bildirgesi’ne uzanan etik geleneği yeniden teyit ediyor.

Rotterdam’da Kabul Edilen Bildirgenin Anatomisi

Geçtiğimiz aylarda Dünya Tabipler Birliği (DTB), bünyesindeki ulusal tabip birliklerine üzerinde çalışılmak üzere ‘Tıbbi Yansızlığın Korunması’ ile ilgili kapsamlı bir taslak belge göndermişti. Türk Tabipler Birliği’nin de (TTB) çok değerli ve yapıcı katkılar sunduğu bu taslak, birkaç hafta önce Hollanda’nın Rotterdam kentinde gerçekleştirilen Genel Kurul’da müzakere edilerek nihai onayını aldı. Kabul edilen metin, ‘DTB Rotterdam Bildirgesi: Silahlı Çatışmalarda ve Diğer Şiddet Durumlarında Tıbbi Yansızlığın Korunması’ adı ile resmen yayımlandı. Bu belge, günümüzün çatışma bölgelerinde görev yapan hekimlerin güvenliği, tarafsızlığı ve etik sınırların ihlal edilmemesi adına küresel çapta bağlayıcı ve yol gösterici bir kılavuz niteliği taşıyor. Prof. Dr. Serap Erdoğan Taycan’ın vurguladığı üzere, bu bildirgenin bugünkü uluslararası tıbbi hukuk ve etik açısından taşıdığı anlam, ancak DTB’nin köklü tarihi ve geçmişte verdiği büyük sınavlar ışığında tam olarak anlaşılabilir.

1947 Paris Kurultayı ve Nazi Hekimlerinin Yargılanması

Paris’te 1947 yılında ilk Genel Kurulu’nu toplayan Dünya Tabipler Birliği’nin tarihçesi, tıp etiğinin ve tıbbi yansızlık duruşunun nasıl büyük acılar ve mücadeleler içinden süzülerek geliştiğini anlamak üzere yakından bakılmayı fazlasıyla hak ediyor. DTB’nin kurulduğu yıl, Britanya Tabipler Birliği tarafından hazırlanan ‘Savaş Suçları ve Tıp’ (War Crimes and Medicine) başlıklı, içeriği ve etkisi bakımından son derece sarsıcı ve kritik bir rapor uluslararası kamuoyunun gündemine taşındı. Söz konusu raporda, İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı hekimlerin işlediği ağır insanlık suçları tüm çıplaklığıyla masaya yatırılmış ve bu tür ihlallere karşı alınabilecek somut önlemler derinlemesine tartışılmıştı. Bahsi geçen hekimler, Nazizmin ideolojik sapkınlıklarına ortak olan ve Hipokrat yeminini ayaklar altına alan Nazi hekimleriydi. Hazırlanan bu öncü rapor, yalnızca Nazi tıbbının işlediği korkunç suçları kınamakla kalmıyor; aynı zamanda hekimlerin devlet otoritesiyle olan tehlikeli ilişkisini, mesleki vicdanın siyasal iktidara teslim edilmesinin sakıncalarını ve tıp mesleğinin insan hakları ihlallerini önceden görüp bunlara karşı çıkma yükümlülüğünü de açıkça gündeme getiriyordu.

Cenevre Bildirgesi’ne Giden Taşlar ve Alman Tıbbının Yüzleşmesi

Tarihsel raporda yer alan tespitlerin, aynı yılın Eylül ayında ilk kez toplanan Dünya Tabipler Birliği’ne iki temel ve tarihi önerisi olmuştur. Birincisi; savaş suçlarına fiilen katılan hekimlerin uluslararası adalet önünde yargılanmasını destekleyen güçlü bir kararın kabul edilmesiydi. İkincisi ise Hipokrat geleneğinin temel ilkelerini çağdaş bir biçimde yeniden ifade edecek, tıp eğitiminde ve mesleki uygulamada referans alınacak evrensel bir ‘Dünya Tıp Şartı’nın hazırlanmasıydı. Bu süreçlerin doğal bir sonucu olarak, hekimin hastasına yönelik her türlü kötü muameleye direnmesi ve kendisinden gayriinsani muamele talep eden devlet otoritesinin isteğini reddetmesi gerekliliğinin açıkça yer aldığı tarihi bir yemin kabul edildi. Bu adım, 1948 yılında imzalanacak olan efsanevi Cenevre Bildirgesi’nin hazırlanmasına doğru uzanan yolu döşeyen en kritik hamle oldu. İkinci ve bugün için son derece anlamlı bir diğer tarihi sonuç ise DTB’nin, bugünkü Alman Tabipler Birliği’nin öncülü olan dönemin Alman hekimlik örgütünün üyeliğini kati bir şarta bağlamasıydı. Bu koşul, Alman hekimlerinin Nazi dönemindeki karanlık tıbbi suçlara ilişkin kamuya açık ve samimi bir özür dilemesi ile geleceğe yönelik bağlayıcı taahhütlerde bulunmasıydı. Bu bağlamda Rotterdam Bildirgesi, tıp dünyasının geçmişiyle yüzleşme geleneğinin modern dünyada hâlâ ne kadar elzem olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Gelişmeler ve Beklentiler

Sonuç olarak; Nakba’dan Rotterdam’a uzanan bu tarihi hat, tıp etiğinin siyasi iktidarların ve savaş propagandalarının gölgesinde kalmaması için verilen mücadelenin asla bitmediğini kanıtlamaktadır. Türk Tabipler Birliği’nin de katkılarıyla şekillenen ‘DTB Rotterdam Bildirgesi’, gelecekte yaşanabilecek çatışma ve şiddet sarmallarında hekimlerin mesleki bağımsızlığını ve insan haklarını koruma iradesinin uluslararası alanda tescili niteliğindedir. Önümüzdeki süreçte, ulusal tabip birliklerinin bu bildirgeyi kendi iç hukuklarına ve pratiklerine nasıl entegre edeceği, küresel tıp kamuoyu tarafından yakından takip edilmektedir.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın