İSTANBUL — Dünya Yazarlar Günü vesilesiyle Türkiye’deki yazarların ekonomik gerçekleri masaya yatırıldı; Özge Doğar’ın kaleme aldığı araştırmada, kapaklarda adı geçen yazarların ev kiralarını, faturalarını ve mutfak masraflarını ödemekte yaşadığı büyük geçim sıkıntısı, telif oranları ve gündüz başka işlerde çalışıp gece yazmak zorunda kalan edebiyat emekçilerinin mücadelesi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi.
- Bir kitabın etiket fiyatı ile yazarın eline geçen telif geliri arasındaki devasa uçurum.
- Yazarlığın mesai saati ve hafta sonu tatili olmayan, uzun yıllar süren ağır bir emek süreci olması.
- Türkiye’deki pek çok yazarın geçinebilmek için gündüz öğretmen, editör, çevirmen ya da gazeteci olarak çalışmak zorunda kalması.
Edebiyatın Romantik Yüzü ve Gerçekler
Türkiye’de yazar olmak ne demek? Bir kitabın kapağında adınızın yazması mı? Kitap fuarlarında okurlarla buluşmak, imza günlerinde fotoğraf çektirmek, söyleşilerde edebiyatın geleceğini konuşmak mı? Peki, bütün bunların ardından eve döndüğünüzde kirayı, faturaları, mutfak masraflarını düşünmek, yazardan bağımsız mı? Dünya Yazarlar Günü’nde belki de en az sorulan soruyu soralım: Bir yazar, yazdığı kitaplarla geçinebiliyor mu? Yazar olmayı, romantikleştiriyoruz çoğu zaman bunu da seviyoruz. İlhamdan, hayal gücünden, sözcüklerin büyüsünden söz ediyoruz. Oysa yazmak yalnızca bir tutku değil; araştırma, düşünme, gözlem, yeniden yazma ve vazgeçmeden sürdürme emeği. Mesai saati yok, hafta sonu tatili yok. Ekonomik karşılığı da belirsiz. Bir kitabın ortaya çıkması aylar, bazen yıllar alıyor. Yazar yazıyor, siliyor, yeniden başlıyor. Kitap yayımlanıyor, okurla buluşuyor. Belki güzel eleştiriler alıyor, bir ödüle aday gösteriliyor. Ama bunların hiçbiri yazarın geçimini sağladığı anlamına gelmiyor. Emeğin karşılığını konuşmak, edebiyatın değerini azaltmıyor; tam tersine onu üreten kişinin haklarını görünür kılıyor.
Kitap Fiyatı ile Yazarın Geliri Arasındaki Uçurum
Basit bir hesap yapalım. Kapak fiyatı 250 lira olan bir kitabın telifi, bu fiyatın yüzde 7’si üzerinden hesaplanıyorsa yazara satılan her nüsha için brüt 17 lira 50 kuruş düşüyor. Bin kitap satıldığında 17 bin 500 lira. Bu, bütün yazarların aynı oranı aldığı anlamına gelmiyor; sözleşmelerde farklı oranlar, indirimler ve hesaplama esasları bulunabiliyor. Yine de örnek, bir kitabın etiket fiyatıyla yazarın eline geçen tutar arasındaki mesafeyi gösteriyor. Üstelik kitabın basılması ile satılması aynı şey değil. Baskı adedi, gerçek satış, iadeler, telif hesaplarının şeffaflığı ve ödemenin zamanı birbirinden farklı meseleler. Yazar, kitabının kaç okura ulaştığını öğrenmek için bile kimi zaman yayınevinden gelecek açıklamayı bekliyor. Bu ekonomik belirsizlikler, yazarların finansal olarak güvencesiz bir hayat sürmesine neden oluyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Gündüz geçinmek, gece yazmak zorunda kalan pek çok yazar aynı zamanda öğretmen, editör, çevirmen, gazeteci, akademisyen ya da başka bir mesleğin emekçisi olarak hayatını idame ettiriyor. Gündüz çalışıp gece romanına dönen, hafta sonunu dosyasına ayıran yazarlar için yazarlık, hayatı sürdüren asıl işin yanına sıkıştırılmış ikincil bir uğraş haline gelmiş durumda. Gelecek dönemde telif haklarının şeffaflaşması ve yazarların sosyal güvencelerinin iyileştirilmesi, edebiyatımızın sürdürülebilirliği açısından hayati bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.
Kaynak: BirGün Manşet