63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal ve uluslararası yarışma filmleri seyirciyle buluşmayı sürdürüyor. Gösterimlerin ardından düzenlenen söyleşilerde sinemacılar, toplumsal hafıza, devlet şiddeti, sansür ve savaşın sinema üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
- Bağımsız gazetecilik bir tık kadar yakınUygulamamızı indirin, en güncel haberler…
- Uygulamamızı indirin, en güncel haberler cebinize gelsin…
- Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün Wh…
Detaylar ve Resmi Açıklamalar
Bağımsız gazetecilik bir tık kadar yakınUygulamamızı indirin, en güncel haberler cebinize gelsin
Uygulamamızı indirin, en güncel haberler cebinize gelsin
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal ve Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışmaları kapsamında altı film seyirciyle buluştu. Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen gösterimlerin ardından yönetmenler, oyuncular ve film ekipleri izleyicilerin sorularını yanıtladı. Ulusal yarışmada Elisa, Kadim Mavi ve Hakikatin Ölümü; uluslararası yarışmada ise Babalarımdan Biri Ay’dır, Umut Işığı ve Riverstone gösterildi.GEÇMİŞİN YARALARI SİNEMADAHüseyin Karabey’in yönettiği Hakikatin Ölümü, iki eski dostun geçmişin ağır yüküyle yüzleşmesini konu alıyor. Gösterim sonrası söyleşide konuşan Karabey, filmlerinde toplumsal hafızaya odaklanmasının nedenini unutmaya karşı mücadele olarak açıkladı. Yönetmen, “Kuşaklar arasında aktarılmış, birikmiş problemlerimiz var. Bazen bunları gençlere aktarmasak da onlar bizim hâl ve davranışlarımızdan anlıyor” dedi.Filmlerini unutmanın önüne geçmek için yaptığını belirten Karabey, “Eğer unutmazsam belki gelecekte yaşayacağımız yeni travmalara bir nebze hazırlıklı oluruz” ifadelerini kullandı.Filmde rol alan Mert Fırat, hikâyenin 1990’lı yılların karanlık dönemine uzandığını belirterek bu yılların toplumsal hafızada bıraktığı izlere dikkat çekti. Fırat, karakterini canlandırırken yaşadığı zorluğu, “Oyunculuk da bir savunma sanatı. Bir tarafıyla, ne kadar korkunç olursa olsun, onu bir yere konumlandırmak, savunmak zorundasınız” sözleriyle anlattı.Oyuncu Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin sorumluluğuna işaret ederek, “Bir şeyleri unutmamak lazım. Hikâyemiz aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı anlatıyor. Çünkü bu her zaman böyle olmuştur; karanlık önce seni kullanır, sonra da yok eder” diye konuştu.Karabey, geçmişte yaşanan baskıların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı coğrafyalarda da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Yönetmen, “Gençlerin geçmişte yaşanan her şeyi bilmesi mümkün değil. Onların da bilmesi, görmesi, tekrar okuması için bir sebep olmalı. Sanat bu anlamda bir tetikleme yaratabilir” dedi.Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da “İktidarlar tarihi yazarlar ama o tarihi insanlar yaşar ve sanatsa o yaşananların kaydını tutar” sözleriyle yapımın temel meselesini özetledi.SAVAŞ FİLMİN ÇEKİMLERİNİ İSTANBUL’A TAŞIDIUluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yapan, Ali Asgarî imzalı Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş nedeniyle İstanbul’a taşındığını anlattı.Çekimler sırasında yakınlarına bombalar düştüğünü belirten Hüsrevî, “Yönetmenimiz Ali Asgarî’nin oturduğu binanın beş bina yanına kadar bomba düşünce artık çekimlerin İran’da devam edemeyeceğini anladık. Bütün prodüksiyonu Tahran’dan İstanbul’a taşıdık” dedi.Hüsrevî, savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunarak sinemanın bu boşluğu doldurabileceğini söyledi. Filmin adının da bu arayışla ilişkili olduğunu belirten yapımcı, “Medya gerçeği anlatmıyor, toplu ölümlerden bahsetmiyor. Savaşta da sadece bir propaganda aracına dönüşüyor. En azından insanlara bir umut vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.DEVLET ŞİDDETİ VE SANSÜRSri Lanka’nın Oscar adayı Riverstoneun yönetmeni Lalith Rathnayake de gösterimin ardından ülkesindeki devlet şiddeti ve sanatçılar üzerindeki baskılara ilişkin açıklamalarda bulundu.Filmin, devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkilere ve polis şiddetine odaklandığını anlatan Rathnayake, “Devlet, gizli ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı dünyasını yaratır, sonra da yeraltı dünyası üyelerini kendisi öldürür” dedi.Rathnayake, ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ağır sonuçları olabileceğini belirterek, “Ülkemizde bir sanatçının kamuoyu önünde devleti eleştirmesi zordur. Kaçınılmaz olarak intikamla karşılaşacaktır. Ben bu konuyu işleyerek her şeye göğüs germeye hazırım” diye konuştu.Yönetmen, filmin gösterime girmesinin ardından bazı polis memurlarından olumlu geri dönüşler aldığını da aktardı.BİLİM KURGUYA YEREL BİR YAKLAŞIMUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan Elisa, bilim kurgu türündeki anlatımıyla seyirci karşısına çıktı. Yönetmen Sinan Sertel, filmin alışılmış bilim kurgu yapımlarından farklı olarak tek bir ana karaktere odaklanmadığını söyledi.Sertel, “Bizim filmimizde başrol yok desek yeridir; herkesin hikâyesine giriyoruz, hatta ölülerin bile hikâyesi var” dedi.Dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılmasına ilişkin de konuşan yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.Filmin mağarada gerçekleştirilen çekimlerinin zorluğuna değinen oyuncu Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle çalışmakta güçlük çektiğini belirterek maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı fiziksel ve psikolojik koşullara dikkat çekti.KENDİ MİTOLOJİSİNİ KURMAKEmir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi de Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterildi. Filmin ardından konuşan Ziyalar, seyirciye tek bir anlam sunmak istemediğini belirterek, “Benim için filmin, anlaşılması gereken tek bir anlamı yok. Herkesi filmde kendi anlamını aramaya davet ediyorum” dedi.Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşmayı tercih ettiğini söyleyen yönetmen, yerel mitolojik unsurlardan hareketle yeni bir anlatı kurmayı amaçladığını ifade etti.Filmin sanat yönetmeni Natali Yeres ise kullanılan bütün nesnelerin yapım için özel olarak tasarlandığını belirterek kişisel travma etrafında gelişen hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine örtük biçimde kurmaya çalıştıklarını anlattı.BABA-OĞUL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ÜLKE HİKÂYESİUluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is A Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de seyircilerle buluştu.Yapımın çocukluğundan beri üzerinde düşündüğü baba-oğul ilişkisini ele aldığını belirten Ovashvili, kişisel hikâyenin aynı zamanda ülkesinin tarihine uzandığını söyledi.Yönetmen, “Bu aynı zamanda benim ülkemin hikâyesi. Anavatan ve baba birlikte” dedi.Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesini de değerlendiren Ovashvili, çocuklarla doğa arasında bir bağ kurduğunu belirterek, “Benim için doğa ve çocuklar aynı şeydir; çocuklar ve doğa çok içtendir” ifadelerini kullandı.
Hüseyin Karabey’in yönettiği Hakikatin Ölümü, iki eski dostun geçmişin ağır yüküyle yüzleşmesini konu alıyor. Gösterim sonrası söyleşide konuşan Karabey, filmlerinde toplumsal hafızaya odaklanmasının nedenini unutmaya karşı mücadele olarak açıkladı. Yönetmen, “Kuşaklar arasında aktarılmış, birikmiş problemlerimiz var. Bazen bunları gençlere aktarmasak da onlar bizim hâl ve davranışlarımızdan anlıyor” dedi.Filmlerini unutmanın önüne geçmek için yaptığını belirten Karabey, “Eğer unutmazsam belki gelecekte yaşayacağımız yeni travmalara bir nebze hazırlıklı oluruz” ifadelerini kullandı.Filmde rol alan Mert Fırat, hikâyenin 1990’lı yılların karanlık dönemine uzandığını belirterek bu yılların toplumsal hafızada bıraktığı izlere dikkat çekti. Fırat, karakterini canlandırırken yaşadığı zorluğu, “Oyunculuk da bir savunma sanatı. Bir tarafıyla, ne kadar korkunç olursa olsun, onu bir yere konumlandırmak, savunmak zorundasınız” sözleriyle anlattı.Oyuncu Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin sorumluluğuna işaret ederek, “Bir şeyleri unutmamak lazım. Hikâyemiz aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı anlatıyor. Çünkü bu her zaman böyle olmuştur; karanlık önce seni kullanır, sonra da yok eder” diye konuştu.Karabey, geçmişte yaşanan baskıların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı coğrafyalarda da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Yönetmen, “Gençlerin geçmişte yaşanan her şeyi bilmesi mümkün değil. Onların da bilmesi, görmesi, tekrar okuması için bir sebep olmalı. Sanat bu anlamda bir tetikleme yaratabilir” dedi.Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da “İktidarlar tarihi yazarlar ama o tarihi insanlar yaşar ve sanatsa o yaşananların kaydını tutar” sözleriyle yapımın temel meselesini özetledi.SAVAŞ FİLMİN ÇEKİMLERİNİ İSTANBUL’A TAŞIDIUluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yapan, Ali Asgarî imzalı Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş nedeniyle İstanbul’a taşındığını anlattı.Çekimler sırasında yakınlarına bombalar düştüğünü belirten Hüsrevî, “Yönetmenimiz Ali Asgarî’nin oturduğu binanın beş bina yanına kadar bomba düşünce artık çekimlerin İran’da devam edemeyeceğini anladık. Bütün prodüksiyonu Tahran’dan İstanbul’a taşıdık” dedi.Hüsrevî, savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunarak sinemanın bu boşluğu doldurabileceğini söyledi. Filmin adının da bu arayışla ilişkili olduğunu belirten yapımcı, “Medya gerçeği anlatmıyor, toplu ölümlerden bahsetmiyor. Savaşta da sadece bir propaganda aracına dönüşüyor. En azından insanlara bir umut vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.DEVLET ŞİDDETİ VE SANSÜRSri Lanka’nın Oscar adayı Riverstoneun yönetmeni Lalith Rathnayake de gösterimin ardından ülkesindeki devlet şiddeti ve sanatçılar üzerindeki baskılara ilişkin açıklamalarda bulundu.Filmin, devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkilere ve polis şiddetine odaklandığını anlatan Rathnayake, “Devlet, gizli ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı dünyasını yaratır, sonra da yeraltı dünyası üyelerini kendisi öldürür” dedi.Rathnayake, ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ağır sonuçları olabileceğini belirterek, “Ülkemizde bir sanatçının kamuoyu önünde devleti eleştirmesi zordur. Kaçınılmaz olarak intikamla karşılaşacaktır. Ben bu konuyu işleyerek her şeye göğüs germeye hazırım” diye konuştu.Yönetmen, filmin gösterime girmesinin ardından bazı polis memurlarından olumlu geri dönüşler aldığını da aktardı.BİLİM KURGUYA YEREL BİR YAKLAŞIMUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan Elisa, bilim kurgu türündeki anlatımıyla seyirci karşısına çıktı. Yönetmen Sinan Sertel, filmin alışılmış bilim kurgu yapımlarından farklı olarak tek bir ana karaktere odaklanmadığını söyledi.Sertel, “Bizim filmimizde başrol yok desek yeridir; herkesin hikâyesine giriyoruz, hatta ölülerin bile hikâyesi var” dedi.Dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılmasına ilişkin de konuşan yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.Filmin mağarada gerçekleştirilen çekimlerinin zorluğuna değinen oyuncu Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle çalışmakta güçlük çektiğini belirterek maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı fiziksel ve psikolojik koşullara dikkat çekti.KENDİ MİTOLOJİSİNİ KURMAKEmir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi de Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterildi. Filmin ardından konuşan Ziyalar, seyirciye tek bir anlam sunmak istemediğini belirterek, “Benim için filmin, anlaşılması gereken tek bir anlamı yok. Herkesi filmde kendi anlamını aramaya davet ediyorum” dedi.Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşmayı tercih ettiğini söyleyen yönetmen, yerel mitolojik unsurlardan hareketle yeni bir anlatı kurmayı amaçladığını ifade etti.Filmin sanat yönetmeni Natali Yeres ise kullanılan bütün nesnelerin yapım için özel olarak tasarlandığını belirterek kişisel travma etrafında gelişen hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine örtük biçimde kurmaya çalıştıklarını anlattı.BABA-OĞUL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ÜLKE HİKÂYESİUluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is A Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de seyircilerle buluştu.Yapımın çocukluğundan beri üzerinde düşündüğü baba-oğul ilişkisini ele aldığını belirten Ovashvili, kişisel hikâyenin aynı zamanda ülkesinin tarihine uzandığını söyledi.Yönetmen, “Bu aynı zamanda benim ülkemin hikâyesi. Anavatan ve baba birlikte” dedi.Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesini de değerlendiren Ovashvili, çocuklarla doğa arasında bir bağ kurduğunu belirterek, “Benim için doğa ve çocuklar aynı şeydir; çocuklar ve doğa çok içtendir” ifadelerini kullandı.
Filmlerini unutmanın önüne geçmek için yaptığını belirten Karabey, “Eğer unutmazsam belki gelecekte yaşayacağımız yeni travmalara bir nebze hazırlıklı oluruz” ifadelerini kullandı.Filmde rol alan Mert Fırat, hikâyenin 1990’lı yılların karanlık dönemine uzandığını belirterek bu yılların toplumsal hafızada bıraktığı izlere dikkat çekti. Fırat, karakterini canlandırırken yaşadığı zorluğu, “Oyunculuk da bir savunma sanatı. Bir tarafıyla, ne kadar korkunç olursa olsun, onu bir yere konumlandırmak, savunmak zorundasınız” sözleriyle anlattı.Oyuncu Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin sorumluluğuna işaret ederek, “Bir şeyleri unutmamak lazım. Hikâyemiz aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı anlatıyor. Çünkü bu her zaman böyle olmuştur; karanlık önce seni kullanır, sonra da yok eder” diye konuştu.Karabey, geçmişte yaşanan baskıların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı coğrafyalarda da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Yönetmen, “Gençlerin geçmişte yaşanan her şeyi bilmesi mümkün değil. Onların da bilmesi, görmesi, tekrar okuması için bir sebep olmalı. Sanat bu anlamda bir tetikleme yaratabilir” dedi.Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da “İktidarlar tarihi yazarlar ama o tarihi insanlar yaşar ve sanatsa o yaşananların kaydını tutar” sözleriyle yapımın temel meselesini özetledi.SAVAŞ FİLMİN ÇEKİMLERİNİ İSTANBUL’A TAŞIDIUluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yapan, Ali Asgarî imzalı Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş nedeniyle İstanbul’a taşındığını anlattı.Çekimler sırasında yakınlarına bombalar düştüğünü belirten Hüsrevî, “Yönetmenimiz Ali Asgarî’nin oturduğu binanın beş bina yanına kadar bomba düşünce artık çekimlerin İran’da devam edemeyeceğini anladık. Bütün prodüksiyonu Tahran’dan İstanbul’a taşıdık” dedi.Hüsrevî, savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunarak sinemanın bu boşluğu doldurabileceğini söyledi. Filmin adının da bu arayışla ilişkili olduğunu belirten yapımcı, “Medya gerçeği anlatmıyor, toplu ölümlerden bahsetmiyor. Savaşta da sadece bir propaganda aracına dönüşüyor. En azından insanlara bir umut vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.DEVLET ŞİDDETİ VE SANSÜRSri Lanka’nın Oscar adayı Riverstoneun yönetmeni Lalith Rathnayake de gösterimin ardından ülkesindeki devlet şiddeti ve sanatçılar üzerindeki baskılara ilişkin açıklamalarda bulundu.Filmin, devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkilere ve polis şiddetine odaklandığını anlatan Rathnayake, “Devlet, gizli ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı dünyasını yaratır, sonra da yeraltı dünyası üyelerini kendisi öldürür” dedi.Rathnayake, ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ağır sonuçları olabileceğini belirterek, “Ülkemizde bir sanatçının kamuoyu önünde devleti eleştirmesi zordur. Kaçınılmaz olarak intikamla karşılaşacaktır. Ben bu konuyu işleyerek her şeye göğüs germeye hazırım” diye konuştu.Yönetmen, filmin gösterime girmesinin ardından bazı polis memurlarından olumlu geri dönüşler aldığını da aktardı.BİLİM KURGUYA YEREL BİR YAKLAŞIMUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan Elisa, bilim kurgu türündeki anlatımıyla seyirci karşısına çıktı. Yönetmen Sinan Sertel, filmin alışılmış bilim kurgu yapımlarından farklı olarak tek bir ana karaktere odaklanmadığını söyledi.Sertel, “Bizim filmimizde başrol yok desek yeridir; herkesin hikâyesine giriyoruz, hatta ölülerin bile hikâyesi var” dedi.Dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılmasına ilişkin de konuşan yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.Filmin mağarada gerçekleştirilen çekimlerinin zorluğuna değinen oyuncu Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle çalışmakta güçlük çektiğini belirterek maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı fiziksel ve psikolojik koşullara dikkat çekti.KENDİ MİTOLOJİSİNİ KURMAKEmir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi de Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterildi. Filmin ardından konuşan Ziyalar, seyirciye tek bir anlam sunmak istemediğini belirterek, “Benim için filmin, anlaşılması gereken tek bir anlamı yok. Herkesi filmde kendi anlamını aramaya davet ediyorum” dedi.Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşmayı tercih ettiğini söyleyen yönetmen, yerel mitolojik unsurlardan hareketle yeni bir anlatı kurmayı amaçladığını ifade etti.Filmin sanat yönetmeni Natali Yeres ise kullanılan bütün nesnelerin yapım için özel olarak tasarlandığını belirterek kişisel travma etrafında gelişen hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine örtük biçimde kurmaya çalıştıklarını anlattı.BABA-OĞUL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ÜLKE HİKÂYESİUluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is A Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de seyircilerle buluştu.Yapımın çocukluğundan beri üzerinde düşündüğü baba-oğul ilişkisini ele aldığını belirten Ovashvili, kişisel hikâyenin aynı zamanda ülkesinin tarihine uzandığını söyledi.Yönetmen, “Bu aynı zamanda benim ülkemin hikâyesi. Anavatan ve baba birlikte” dedi.Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesini de değerlendiren Ovashvili, çocuklarla doğa arasında bir bağ kurduğunu belirterek, “Benim için doğa ve çocuklar aynı şeydir; çocuklar ve doğa çok içtendir” ifadelerini kullandı.
Filmde rol alan Mert Fırat, hikâyenin 1990’lı yılların karanlık dönemine uzandığını belirterek bu yılların toplumsal hafızada bıraktığı izlere dikkat çekti. Fırat, karakterini canlandırırken yaşadığı zorluğu, “Oyunculuk da bir savunma sanatı. Bir tarafıyla, ne kadar korkunç olursa olsun, onu bir yere konumlandırmak, savunmak zorundasınız” sözleriyle anlattı.Oyuncu Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin sorumluluğuna işaret ederek, “Bir şeyleri unutmamak lazım. Hikâyemiz aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı anlatıyor. Çünkü bu her zaman böyle olmuştur; karanlık önce seni kullanır, sonra da yok eder” diye konuştu.Karabey, geçmişte yaşanan baskıların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı coğrafyalarda da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Yönetmen, “Gençlerin geçmişte yaşanan her şeyi bilmesi mümkün değil. Onların da bilmesi, görmesi, tekrar okuması için bir sebep olmalı. Sanat bu anlamda bir tetikleme yaratabilir” dedi.Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da “İktidarlar tarihi yazarlar ama o tarihi insanlar yaşar ve sanatsa o yaşananların kaydını tutar” sözleriyle yapımın temel meselesini özetledi.SAVAŞ FİLMİN ÇEKİMLERİNİ İSTANBUL’A TAŞIDIUluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yapan, Ali Asgarî imzalı Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş nedeniyle İstanbul’a taşındığını anlattı.Çekimler sırasında yakınlarına bombalar düştüğünü belirten Hüsrevî, “Yönetmenimiz Ali Asgarî’nin oturduğu binanın beş bina yanına kadar bomba düşünce artık çekimlerin İran’da devam edemeyeceğini anladık. Bütün prodüksiyonu Tahran’dan İstanbul’a taşıdık” dedi.Hüsrevî, savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunarak sinemanın bu boşluğu doldurabileceğini söyledi. Filmin adının da bu arayışla ilişkili olduğunu belirten yapımcı, “Medya gerçeği anlatmıyor, toplu ölümlerden bahsetmiyor. Savaşta da sadece bir propaganda aracına dönüşüyor. En azından insanlara bir umut vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.DEVLET ŞİDDETİ VE SANSÜRSri Lanka’nın Oscar adayı Riverstoneun yönetmeni Lalith Rathnayake de gösterimin ardından ülkesindeki devlet şiddeti ve sanatçılar üzerindeki baskılara ilişkin açıklamalarda bulundu.Filmin, devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkilere ve polis şiddetine odaklandığını anlatan Rathnayake, “Devlet, gizli ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı dünyasını yaratır, sonra da yeraltı dünyası üyelerini kendisi öldürür” dedi.Rathnayake, ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ağır sonuçları olabileceğini belirterek, “Ülkemizde bir sanatçının kamuoyu önünde devleti eleştirmesi zordur. Kaçınılmaz olarak intikamla karşılaşacaktır. Ben bu konuyu işleyerek her şeye göğüs germeye hazırım” diye konuştu.Yönetmen, filmin gösterime girmesinin ardından bazı polis memurlarından olumlu geri dönüşler aldığını da aktardı.BİLİM KURGUYA YEREL BİR YAKLAŞIMUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan Elisa, bilim kurgu türündeki anlatımıyla seyirci karşısına çıktı. Yönetmen Sinan Sertel, filmin alışılmış bilim kurgu yapımlarından farklı olarak tek bir ana karaktere odaklanmadığını söyledi.Sertel, “Bizim filmimizde başrol yok desek yeridir; herkesin hikâyesine giriyoruz, hatta ölülerin bile hikâyesi var” dedi.Dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılmasına ilişkin de konuşan yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.Filmin mağarada gerçekleştirilen çekimlerinin zorluğuna değinen oyuncu Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle çalışmakta güçlük çektiğini belirterek maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı fiziksel ve psikolojik koşullara dikkat çekti.KENDİ MİTOLOJİSİNİ KURMAKEmir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi de Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterildi. Filmin ardından konuşan Ziyalar, seyirciye tek bir anlam sunmak istemediğini belirterek, “Benim için filmin, anlaşılması gereken tek bir anlamı yok. Herkesi filmde kendi anlamını aramaya davet ediyorum” dedi.Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşmayı tercih ettiğini söyleyen yönetmen, yerel mitolojik unsurlardan hareketle yeni bir anlatı kurmayı amaçladığını ifade etti.Filmin sanat yönetmeni Natali Yeres ise kullanılan bütün nesnelerin yapım için özel olarak tasarlandığını belirterek kişisel travma etrafında gelişen hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine örtük biçimde kurmaya çalıştıklarını anlattı.BABA-OĞUL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ÜLKE HİKÂYESİUluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is A Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de seyircilerle buluştu.Yapımın çocukluğundan beri üzerinde düşündüğü baba-oğul ilişkisini ele aldığını belirten Ovashvili, kişisel hikâyenin aynı zamanda ülkesinin tarihine uzandığını söyledi.Yönetmen, “Bu aynı zamanda benim ülkemin hikâyesi. Anavatan ve baba birlikte” dedi.Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesini de değerlendiren Ovashvili, çocuklarla doğa arasında bir bağ kurduğunu belirterek, “Benim için doğa ve çocuklar aynı şeydir; çocuklar ve doğa çok içtendir” ifadelerini kullandı.
Oyuncu Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin sorumluluğuna işaret ederek, “Bir şeyleri unutmamak lazım. Hikâyemiz aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı anlatıyor. Çünkü bu her zaman böyle olmuştur; karanlık önce seni kullanır, sonra da yok eder” diye konuştu.Karabey, geçmişte yaşanan baskıların yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı coğrafyalarda da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Yönetmen, “Gençlerin geçmişte yaşanan her şeyi bilmesi mümkün değil. Onların da bilmesi, görmesi, tekrar okuması için bir sebep olmalı. Sanat bu anlamda bir tetikleme yaratabilir” dedi.Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da “İktidarlar tarihi yazarlar ama o tarihi insanlar yaşar ve sanatsa o yaşananların kaydını tutar” sözleriyle yapımın temel meselesini özetledi.SAVAŞ FİLMİN ÇEKİMLERİNİ İSTANBUL’A TAŞIDIUluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yapan, Ali Asgarî imzalı Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş nedeniyle İstanbul’a taşındığını anlattı.Çekimler sırasında yakınlarına bombalar düştüğünü belirten Hüsrevî, “Yönetmenimiz Ali Asgarî’nin oturduğu binanın beş bina yanına kadar bomba düşünce artık çekimlerin İran’da devam edemeyeceğini anladık. Bütün prodüksiyonu Tahran’dan İstanbul’a taşıdık” dedi.Hüsrevî, savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunarak sinemanın bu boşluğu doldurabileceğini söyledi. Filmin adının da bu arayışla ilişkili olduğunu belirten yapımcı, “Medya gerçeği anlatmıyor, toplu ölümlerden bahsetmiyor. Savaşta da sadece bir propaganda aracına dönüşüyor. En azından insanlara bir umut vermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.DEVLET ŞİDDETİ VE SANSÜRSri Lanka’nın Oscar adayı Riverstoneun yönetmeni Lalith Rathnayake de gösterimin ardından ülkesindeki devlet şiddeti ve sanatçılar üzerindeki baskılara ilişkin açıklamalarda bulundu.Filmin, devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkilere ve polis şiddetine odaklandığını anlatan Rathnayake, “Devlet, gizli ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı dünyasını yaratır, sonra da yeraltı dünyası üyelerini kendisi öldürür” dedi.Rathnayake, ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ağır sonuçları olabileceğini belirterek, “Ülkemizde bir sanatçının kamuoyu önünde devleti eleştirmesi zordur. Kaçınılmaz olarak intikamla karşılaşacaktır. Ben bu konuyu işleyerek her şeye göğüs germeye hazırım” diye konuştu.Yönetmen, filmin gösterime girmesinin ardından bazı polis memurlarından olumlu geri dönüşler aldığını da aktardı.BİLİM KURGUYA YEREL BİR YAKLAŞIMUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan Elisa, bilim kurgu türündeki anlatımıyla seyirci karşısına çıktı. Yönetmen Sinan Sertel, filmin alışılmış bilim kurgu yapımlarından farklı olarak tek bir ana karaktere odaklanmadığını söyledi.Sertel, “Bizim filmimizde başrol yok desek yeridir; herkesin hikâyesine giriyoruz, hatta ölülerin bile hikâyesi var” dedi.Dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılmasına ilişkin de konuşan yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.Filmin mağarada gerçekleştirilen çekimlerinin zorluğuna değinen oyuncu Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle çalışmakta güçlük çektiğini belirterek maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı fiziksel ve psikolojik koşullara dikkat çekti.KENDİ MİTOLOJİSİNİ KURMAKEmir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi de Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterildi. Filmin ardından konuşan Ziyalar, seyirciye tek bir anlam sunmak istemediğini belirterek, “Benim için filmin, anlaşılması gereken tek bir anlamı yok. Herkesi filmde kendi anlamını aramaya davet ediyorum” dedi.Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşmayı tercih ettiğini söyleyen yönetmen, yerel mitolojik unsurlardan hareketle yeni bir anlatı kurmayı amaçladığını ifade etti.Filmin sanat yönetmeni Natali Yeres ise kullanılan bütün nesnelerin yapım için özel olarak tasarlandığını belirterek kişisel travma etrafında gelişen hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine örtük biçimde kurmaya çalıştıklarını anlattı.BABA-OĞUL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ÜLKE HİKÂYESİUluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is A Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de seyircilerle buluştu.Yapımın çocukluğundan beri üzerinde düşündüğü baba-oğul ilişkisini ele aldığını belirten Ovashvili, kişisel hikâyenin aynı zamanda ülkesinin tarihine uzandığını söyledi.Yönetmen, “Bu aynı zamanda benim ülkemin hikâyesi. Anavatan ve baba birlikte” dedi.Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesini de değerlendiren Ovashvili, çocuklarla doğa arasında bir bağ kurduğunu belirterek, “Benim için doğa ve çocuklar aynı şeydir; çocuklar ve doğa çok içtendir” ifadelerini kullandı.
Gelişmeler ve Beklentiler
Gelişmeler kamuoyu ile paylaşılmaya devam edecek.
Kaynak: BirGün Manşet