5 Kasım 2026, Perşembe
Haber

Cumhuriyet’in 103. Yılında Emek ve Demokrasi Tartışması

💡 HABERİN ANATOMİSİ

İSTANBUL — Cumhuriyet’in kurucu iradesinin egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan etmesinin üzerinden geçen 103 yılda, işçi haklarının ve çalışma yaşamının geldiği nokta demokrasinin eksik yönlerini gözler önüne seriyor; Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2026 Küresel Haklar Endeksi’ne göre Türkiye hak ihlallerinin en ağır olduğu 10 ülke arasında yer alıyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Cumhuriyet’in 103. yılında işçi haklarının yetersizliği çalışma yaşamı ve demokrasinin en büyük eksikliği olarak öne çıkıyor.
  • Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2026 Küresel Haklar Endeksi, Türkiye’yi hak ihlallerinin en ağır yaşandığı 10 ülke arasına yazdı.
  • Tarihsel süreçte İzmir İktisat Kongresi ile başlayan ekonomik bağımsızlık adımları, 1924 Hafta Tatili Kanunu ve 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu ile şekillendi.
  • Emeği korumayan bir demokrasinin eksik kalacağı ve egemenliğin işyerinin kapısında da geçerli kılınması gerektiği vurgulanıyor.

Cumhuriyet’in 103. Yılında Emeğin ve Demokrasinin Durumu Nedir?

Cumhuriyet’i kuran irade, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan etmiştir. Ancak 103 yıllık bir Cumhuriyet’te işçi haklarının bu düzeyde kalması, yalnızca çalışma yaşamının değil, aynı zamanda demokrasinin de eksik kalan yanıdır. Emeği korumayan bir demokrasi eksik kalır; demokrasisiz bir ülkede de emeğin hakkı güvencede olamaz. Cumhuriyet’in 103. yılında asıl görev, egemenliğin millete ait olduğu ilkesini işyerinin kapısında da geçerli kılmaktır. Cumhuriyet Bayramı, yalnızca kazanılan bağımsızlığı değil, yurttaşların eşit, özgür ve insanca yaşama hakkını da düşünmek için kritik bir fırsattır. Bu vesileyle bir soruyu önümüze koymamız gerekiyor: Bu ülkenin fabrikalarını kuran, tarlalarını işleyen, madenlerinde çalışan, yollarını ve kentlerini inşa eden milyonlarca emekçi, neden hâlâ ciddi güvencesizliklerle karşı karşıya kalmaktadır? Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2026 Küresel Haklar Endeksi’nde Türkiye, çalışanlar açısından hak ihlallerinin en ağır olduğu 10 ülke arasında yer aldı. Üstelik hakların fiilen güvence altında olmadığı en alt kategoride değerlendirildi. Bu sıralama bir istatistikten fazlasıdır: Bir ülkede demokrasinin ne kadar yerleştiğini ölçmenin en sağlam yollarından biri, işçinin işyerinde ne kadar söz sahibi olduğuna bakmaktır. Cumhuriyet’in 103 yıllık emek tarihine de bu gözle bakmak gerekmektedir.

Türkiye’nin Çalışma Yaşamı Tarihinde İlk Yıllar Nasıl Şekillendi?

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanıyordu ve bugünkü anlamıyla geniş bir işçi sınıfından söz etmek son derece güçtü. İzmir İktisat Kongresi’nde üretim ve ekonomik bağımsızlık hedefleri ön plana çıkarılmış, sanayileşmede devlet belirleyici bir rol üstlenmişti. Çalışma yaşamına ilişkin ilk adımlar da gecikmeden atıldı: 1924 yılında hafta tatili kanunu çıkarıldı, 1930 yılında Umumi Hıfzıssıhha Kanunu işçi sağlığına ilişkin önemli hükümler getirdi, 1936 yılında ise 3008 sayılı İş Kanunu ile kapsamlı kurallar konuldu. Buna karşılık dönemin mevzuatı grev ve lokavtı yasaklıyor, bağımsız sendikal örgütlenmenin önünde ise ciddi engeller oluşturuyordu. Bu tarihsel arka plan, Türkiye’de çalışma yaşamının ve işçi haklarının evrimini anlamak için temel bir çerçeve sunarken, günümüzdeki güvencesizlik tartışmalarının kökenine de ışık tutmaktadır.

Gelişmeler ve Beklentiler

Cumhuriyet’in 103. yılı kutlanırken, geleceğe yönelik beklentiler ve resmi süreçler açısından en temel gündem maddesi çalışma yaşamındaki adaletsizliklerin giderilmesi olmaya devam etmektedir. Uluslararası raporların da teyit ettiği üzere, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işleyebilmesi ve işçi haklarının güvence altına alınması için yasal ve yapısal reformların hayata geçirilmesi zorunlu bir devlet politikası olarak önümüzde durmaktadır.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın