ANKARA — Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okul ziyareti öncesinde pankart astıkları gerekçesiyle gece yarısı evlerine düzenlenen baskınlarla gözaltına alınan ve çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan iki üniversite öğrencisinin durumu, Eğitim-İş tarafından sert bir dille kınandı. Sendika, anayasal güvence altındaki protesto hakkının gasbedildiğini vurgulayarak, bir bakanı eleştirmenin ve istifaya çağırmanın hiçbir koşulda suç sayılamayacağını kamuoyuna ilan etti.
- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okul ziyareti öncesi pankart astığı gerekçesiyle iki üniversite öğrencisi tutuklandı.
- Eğitim-İş, 19 ve 20 yaşındaki gençlerin gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına tepki gösterdi.
- Sendika, protesto hakkının anayasal güvence altında olduğunu ve bakanı eleştirmenin suç olmadığını vurguladı.
- Açıklamada MESEM uygulamaları, kamusal eğitimin piyasalaştırılması ve eğitim sistemindeki sorunlara dikkat çekildi.
Gece Yarısı Baskınları ve Anayasal Hak Tartışması
Eğitim-İş, son günlerde kamuoyunun gündemine gelen olayla ilgili olarak sosyal medya hesapları üzerinden kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in gerçekleştireceği okul ziyareti öncesinde pankart astıkları gerekçesiyle hedef alınan iki üniversite öğrencisinin, gece yarısı evlerine düzenlenen polis baskınlarıyla gözaltına alındığı ve ardından çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandığı bilgisi yer aldı. Sadece 19 ve 20 yaşlarında olan iki genç üniversitelinin bu şekilde tutuklanmasının, demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilen açıklamada, anayasal güvence altında bulunan en temel demokratik haklardan biri olan protesto hakkının kullanılmasının cezalandırılmak istendiği ifade edildi. Bu vahim tablonun, hukukun iktidar elinde siyasi bir sopaya dönüştüğünü bir kez daha acı bir şekilde kanıtladığına dikkat çekildi.
Eğitim Sistemindeki Yapısal Sorunlar ve Bakanlık Politikaları
Eğitim-İş’in yayımladığı bildiride, yalnızca tutuklama kararı değil, aynı zamanda Türkiye’deki genel eğitim politikalatına yönelik eleştiriler de geniş bir yer buldu. Kamusal eğitimin giderek piyasanın dar çıkarlarına ve ihtiyaçlarına göre şekillendirildiği vurgulanan açıklamada, kamu kaynaklarının özel sermayenin kullanımına açıldığına işaret edildi. Özellikle Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamalarıyla çocukların ucuz ve güvencesiz iş gücüne dönüştürüldüğü, laik ve bilimsel eğitimin her geçen gün aşındırıldığı savunuldu. Okulların çeşitli protokoller aracılığıyla dini yapıların ve tarikatların etkisine açıldığı, eğitimdeki eşitsizliklerin derinleştirildiği ve öğretmenlerin kronikleşen sorunlarına hiçbir kalıcı çözüm üretilmediği kaydedildi. Sendika, böylesi ağır sorunlarla malul bir tabloyu yöneten bir Milli Eğitim Bakanı’nı eleştirmenin, en doğal demokratik hak olarak istifaya çağırmanın asla suç teşkil etmeyeceğinin altını çizdi.
Gençliğin Çaresizlik Hissi ve Gelecek Kaygısı
Bildirinin devamında, milyonlarca gencin bugün Türkiye’de derin bir gelecek kaygısı yaşadığı ve ‘Geleceğimiz yok’ haykırışında bulunduğu hatırlatıldı. Bu karamsar tablonun nedenlerinin de sorumlularının da gayet açık ve ortada olduğu vurgulandı. MESEM projeleri kapsamında yaşanan iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların durumunun bunun en acı kanıtı olduğu ifade edildi. Okullarda her geçen gün tırmanan şiddet sarmalı, derinleşen yoksulluk nedeniyle yeterli ve dengeli beslenemeyen milyonlarca öğrenci ile barınma ve nitelikli eğitim gibi en temel insani haklarına dahi erişemeyen gençlerin içinde bulunduğu zor şartların göz ardı edilemeyeceği belirtildi. Her geçen gün piyasacı ve gerici müdahalelerin hedefi haline getirilen, laik ve bilimsel temellerinden hızla uzaklaştırılan bir eğitim sisteminin varlığına dikkat çekilen açıklamada, sesini duyurmak isteyen gençlerin yargı eliyle susturulmaya çalışılmasının kabul edilemez olduğu yinelendi.
Gelişmeler ve Beklentiler
Eğitim-İş’in 31 yıllık köklü geçmişi ve ’emekin sesi’ olma misyonuyla kamuoyuyla paylaştığı bu kritik çıkış, Türkiye’de ifade özgürlüğü, anayasal protesto hakları ve eğitim politikaları eksenindeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. İki üniversite öğrencisinin tutukluluk halinin yaratacağı hukuki süreçler ve sivil toplum ile meslek örgütlerinin bu konudaki dayanışma hamlelerinin önümüzdeki günlerde daha da genişlemesi beklenirken, eğitim alanındaki yapısal eleştirilerin siyasetin ana gündem maddelerinden biri olmaya devam edeceği öngörülüyor.
Kaynak: Evrensel