29 Ekim 2026, Perşembe
Haber

Fatih Kısaparmak’ın ‘Haram Saltanatı’ Türküleriyle Türkiye’nin Kronik Siyasi Hafızası

📰 KAPSAMLI RAPOR

İSTANBUL — Türkiye’nin kültürel ve siyasi hafızasında derin izler bırakan türküler, kimi zaman sadece birer sanat eseri olmanın ötesine geçerek ülkenin toplumsal ve politik meselelerine ayna tutuyor. Fatih Kısaparmak’ın kaleme aldığı ve seslendirdiği ‘Haram Saltanatı’ adlı eser, yıllar geçmesine rağmen güncelliğini korurken, sanatın siyaset arenasındaki zamansız rolünü ve toplumsal vicdanla olan bağını bir kez daha gözler önüne seriyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Fatih Kısaparmak’ın ‘Haram Saltanatı’ türküsü, memleketin neden bir türlü gençleşemediğini ve kronikleşmiş sorunlarını sorgulatıyor.
  • 2015 yılında dönemin siyasetçilerinden Oktay Vural, Meclis’te gazetecilere bu türküyü dinleterek sorunların çözümünde sazın sözüne duyulan ihtiyacı vurgulamıştı.
  • Yazarın tıp fakültelerinde ‘ar damarı nakli’ için özel bir uzmanlık bölümü açılması yönündeki ironik önerisi, toplumsal çürümüşlüğe dikkat çekiyor.

Memleketin Türküleri ve Değişmeyen Kronik Derin Sızıları

Memlekette kimi türküler vardır; dinlersiniz, gençliğiniz aklınıza gelir, hatıralarınız canlanır. Kimilerini dinlersiniz, memleketin neden bir türlü gençleşemediğini, yıllardır aynı kısır döngü içinde patinaj yaptığını anlarsınız. Fatih Kısaparmak’ın seslendirdiği ‘Haram Saltanatı’ tam da bu ikinci türden eserler arasında yer alıyor. ‘Haram saltanatı yıkılır elbet’ dizesiyle hafızalara kazınan eserde, türküdeki en düşündürücü kelime aslında ‘haram’ değil. Onu zaten toplumsal olarak çok iyi biliyoruz, tanıyoruz. Benzer şekilde ‘saltanat’ kelimesi de bizim için yabancı sayılmaz; tarihimizde ve bugnümüzce sıklıkla tecrübe ettiğimiz bir kavram. Türkünün herhangi bir takvimi bulunmuyor; seçim kuruluna başvurmuyor, Meclis gündemine alınmayı beklemiyor. Sadece söylüyor ve gerisini dinleyenin vicdanına bırakıyor. Gelgelelim, günümüz koşullarında vicdanın da gündemi son derece kalabalık ve yorgun.

Siyasetin Tıkandığı Noktada Sazın Sözü: 2015 Oktay Vural Örneği

Siyaset kurumunun ve bürokrasinin resmi mekanizmaları bazen toplumsal talepleri karşılamakta yetersiz kalabiliyor. Nitekim 2015 yılında Oktay Vural, Meclis’te gazetecilere bu türküyü dinletmişti. Bu olay, memleketin derdini ve acı gerçeğini anlatmaya normal siyasi konuşmaların artık yetmediğinin, bunun yerine sazın sözüne ve sanatın evrensel diline duyulan ihtiyacın açık bir kanıtıydı. Aslında son derece isabetli ve manidar bir yöntem olarak kayıtlara geçti. Meclis kürsüsünde verilen bir soru önergesine günler hatta aylar sonra yanıt gelmeyebilir, üstü örtülebilir. Ancak türkünün nakaratı hiç değilse unutulmaz, kulaklardan silinmez ve en umulmadık anda yeniden geri gelir. Üstelik aynı sözleri her dönüşünde, her yeni olayda yeniden hatırlatır. Bir bakıma bu türküler, asla takipsiz bırakılamayan ve rafa kaldırılamayan daimi birer soru önergesi niteliği taşımaktadır.

Gelişmeler ve Beklentiler

Fatih Kısaparmak’ın eserini dinlerken yazarın eski bir önerisi yeniden canlanıyor: Tıp fakültelerinde ‘ar damarı nakli’ için özel bir uzmanlık bölümü açılsın! Günümüzde tıp bilimi kalıp nakli, böbrek nakli, karaciğer nakli gibi devasa başarılara imza atıyor. Peki, insanın utanmasını, ar etmesini sağlayacak damarın onarımı ve ihyası için neden uluslararası düzeyde bilimsel bir seferberlik başlatılmasın? Elbette bu konudaki ilk ve en büyük güçlük teşhiste çıkacaktır. Çünkü muhtemel hasta, ahlaki bir erozyon yaşadığını kabul etmemekte ve kendini gayet iyi, vicdanı rahat hissediyor olabilir. İştah yerinde, servet yerinde, makam ve mevki son derece yerinde… Hatta yakınları dahi bu durumdan son derece memnuniyet duymaktadır.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

Bir Yorum Yazın