İSTANBUL — Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yıl dönümü kutlanırken, ülkenin içinden geçtiği siyasi, hukuki ve ekonomik krizler geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Çeyrek asırlık iktidarın yıpranma süreçleri, cezaevlerindeki doluluk oranları ve muhalefet figürlerinin tutukluluk süreleri, ülkenin demokrasi standartlarını ve siyasi ahlak tartışmalarını yeniden gündemin tahtına oturtuyor.
- Türkiye Cumhuriyeti 103. yılını kutlarken, uzmanlar ülkenin demokrasiden uzaklaştığını ve iktidarın geniş özgürlük vaatlerinden uzaklaşarak siyasi rakiplerini ‘düşman’ olarak konumlandırdığını vurguluyor.
- Cezaevlerindeki dramatik doluluk oranları dikkat çekiyor; BirGün muhabiri İsmail Arı Sincan Cezaevi’nde 28 kişilik koğuşta 68 tutukluyla kaldığını ve yerde yattığını aktarıyor.
- Selahattin Demirtaş 3 bin 646 gün, Osman Kavala 3 bin 284 gün, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 585 gün ve Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler 602 gündür cezaevinde tutuluyor.
Çeyrek Asırlık İktidarın Yıpranma Süreci ve Siyasi Ahlak Tartışmaları
Türkiye’ye uzaktan bakan siyaset bilimciler için tahlil yapmak son derece kolay… Liderinin bile kendi siyasal icraatı için on beş yıl ömür biçtiği parti, çeyrek yüzyıla uzanan yönetimiyle çok fazla yıpranmış durumda… Ekonomisi her geçen gün dibe doğru iniyor. Halk desteğini önemli ölçüde yitirmiş… Demokrasi konusunda ise tam anlamıyla sınıfta kalmış. Geniş özgürlük vaatleriyle geldiğini katiyen hatırlamayan, siyasi rakiplerini artık “düşman” olarak gören iktidarın elinde bir tek “sopa” kalmışsa o ülkeyi daha fazla yönetmesi mümkün olamaz! Bu tespitleri yapanların dile getirmeyip –zaten olması gerekir- diye düşündükleri şeylerin başında “siyasi ahlak” geliyor. Siyasetçiler için tedavülde olması şart olan “ayıp” kelimesinin varlığı veya yokluğu da önemli tabii… Bir ülkede yukarıdaki kavramlar yok edilmişse o zaman klasik demokrasi, iktidar, muhalefet üzerinden yapılacak tahlillerin hiçbir değeri olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılını kutladığımız bugün (29 Ekim 1923) ülkemiz demokrasinin bir hayli uzağına savrulmuş durumda bulunuyor. AKP’nin tam anlamıyla demokrasiye ihanet ettiğini söylemek “cesaret” işi haline geldi. Oysa bu olağan bir eleştiri… 2003 yılının 14 Şubat günü İstanbul caddelerinin büyük ilan panolarında şu mesaj yer alıyordu: “SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDERİM. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.” O tarihte iktidar olmuş AKP’nin parlamento dışında kalmış lideriydi. Daha sonra başbakan olunca “kızlar erkekler bir arada” diyerek öğrenci yurtlarına ahlaki savaş açacaktı. Daha sonra yapacağı icraatları yanında bu türden minik (!) defoların hiçbir önemi de kalmayacaktı.
Cezaevlerindeki Dramatik Tablo ve Mahkumiyet İstatistikleri
Bugün cezaevlerinde yatacak yer yok. BirGün’ün değerli muhabiri İsmail Arı Sincan Cezaevinde 28 kişilik koğuşta 68 tutuklu ile birlikte kalıyor. Ancak yerde yatabiliyor! Bu zulmü yapanlar mağduriyet edebiyatında Nobel alacak gözü yaşlı metinler yazabiliyorlar: “Bizim Reis çok çile çekti çoook!” “Öyle mi?” “Evet evet hiç sorma…” “Ne kadar yattı?” “Pınarhisar Cezaevi’nde tam 119 gün yattı!”
Buna karşılık Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde ve güncel yargı süreçlerinde öne çıkan isimlerin cezaevinde geçirdikleri süreler çarpıcı bir tezat oluşturuyor. Selahattin Demirtaş 3 bin 646 gün, Osman Kavala 3 bin 284 gün, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 585 gün, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler 602 gün ve TELE-1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ gibi isimlerin maruz kaldığı süreçler, ülkedeki adalet mekanizmasının ve hukukun üstünlüğünün geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Gelecek dönemde Türkiye’nin siyasi ve hukuki rotasının nasıl şekilleneceği, yaklaşan seçim süreçleri ve toplumsal muhalefetin talepleri doğrultusunda belirlenecek. Cumhurbaşkanlığı ve yerel yönetimler nezdindeki yargılamaların uluslararası ve ulusal kamuoyundaki yansımaları, ülkenin demokratik geleceği açısından kritik bir eşik oluşturmaya devam ediyor.
Kaynak: BirGün Manşet