İSTANBUL — 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü yaklaşırken Türkiye’de çocuk yoksulluğu her geçen sene daha da derinleşiyor. Sosyolog Deniz Yürür’ün analizleri ve TÜİK ile UNICEF ortaklığında yayımlanan ‘Türkiye’deki Çocuklar 2025: İstatistiklere Bakış’ raporu, çocukluğun sınıfsal koşullarla nasıl kuşatıldığını gözler önüne seriyor. Buna göre, Türkiye’de 6 milyon 708 bin çocuk yoksulluk içinde hayatta kalma mücadelesi verirken, bu tablo toplam çocuk nüfusunun yüzde 31’ine tekabül ediyor ve çocukları piyasanın insafına bırakan eğitim düzeninden köklü bir kopuşu zorunlu kılıyor.
- Türkiye genelinde 6 milyon 708 bin çocuk yoksullukla mücadele ediyor ve bu oran toplam çocuk nüfusunun yüzde 31’ini oluşturuyor.
- Yoksul hanelerdeki çocukların yüzde 76,7’si günde en az bir kez taze meyve ve sebze tüketiminden mahrum kalıyor.
- 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılım oranları son üç yılda yaklaşık 7 puan artış gösterdi.
- Erkek çocukların işgücüne katılımı yüzde 36,5 ile yüksek seyrederken, kız çocuklarında bu oran yüzde 13,9 seviyesinde.
İstatistiklerin Aynasından Çocuk Yoksulluğu: Beslenme ve Eğitim Krizi
Türkiye’de çocukluk kavramı, demografik bir yaş dönemi olmanın ötesinde, içinde doğulan sınıfsal koşulların doğrudan belirlediği bir deneyim alanı olarak şekillenmektedir. Yaklaşmakta olan 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü vesilesiyle bir kez daha odak noktası haline gelen çocuk yoksulluğu, sosyolog Deniz Yürür’ün de vurguladığı üzere çarpıcı boyutlara ulaşmış durumdadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yıllardaki verileri ve özellikle UNICEF işbirliğiyle yayımlanan ‘Türkiye’deki Çocuklar 2025: İstatistiklere Bakış’ raporu, meselenin ulaştığı vahameti rakamlarla tescillemektedir. Rapora göre, geçtiğimiz yıl Türkiye’de 6 milyon 708 bin çocuk yoksulluk içinde yaşam sürdürmektedir. Bu sarsıcı sayı, ülkedeki toplam çocuk nüfusunun yüzde 31’ine eşdeğerdir. Yoksul hanelerdeki çocukların günlük hayatındaki eksikler, yaşanan krizin boyutlarını net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Beslenme alanında yaşanan yoksunluklar hayati bir tehlike sinyali vermektedir; yoksulluk sınırındaki hanelerde yaşayan çocukların yüzde 63,1’i günde en az bir kez et, tavuk ya da balık yiyebilirken, yüzde 76,7’si ise günde en az bir kez taze meyve ve sebze yiyememektedir. Eğitim ve gelişim alanında ise tablo hiç iç açıcı değildir. Çocukların yüzde 75,8’i yaşa uygun kitaba erişemezken, yüzde 67,4’ü evde ders çalışabileceği veya ödev yapabileceği uygun bir yerden mahrumdur. Ayrıca çocukların yüzde 65,1’i paralı okul gezileri ile okul etkinliklerine katılım sağlayamamaktadır. Sosyal yaşamda da benzer uçurumlar mevcuttur; bir haftalık tatil masrafını karşılayamama oranı yüzde 59,5 olarak kayıtlara geçerken, boş zaman aktivitelerine katılamama oranı yüzde 63,8 gibi yüksek bir seviyede seyretmektedir.
Erken Yaşta İşgücü Sömürüsü ve Cinsiyet Dinamikleri
Çocuk yoksulluğunun derinleşmesi, beraberinde çocukların eğitimden koparılarak erken yaşta iş piyasasına sürülmesini getirmektedir. ‘İşgücüne Katılım Eğilimleri ve Cinsiyet Dinamikleri’ başlığı altında incelenen veriler, 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılım oranlarının 2022-2025 yılları arasında düzenli ve endişe verici bir artış gösterdiğini kanıtlamaktadır. Sadece üç yıllık kısa bir süre zarfında, toplam işgücüne katılım oranı yaklaşık 7 puanlık bir artış kaydetmiştir. Bu somut veri, çocukların daha erken yaşlarda sermaye piyasasının insafına terk edildiğini ve eğitim hakkından uzaklaştırıldığını açıkça gözler önüne sermektedir. Cinsiyet dinamikleri açısından incelendiğinde ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çocuk işçiliğinde de kendini gösterdiği anlaşılmaktadır. Erkek çocuklarda işgücüne katılım oranı yüzde 36,5 ile belirgin şekilde yüksek seyrederken, kız çocuklarında bu oran yüzde 13,9 seviyesinde kalmaktadır. Bu durum, kız çocuklarının ev içi emek sömürüsü ve erken evlilik gibi farklı risk alanlarıyla baş başa bırakıldığını işaret etmektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; Türkiye’de her geçen yıl daha da derinleşen çocuk yoksulluğu ve erken yaşta işgücüne zorlanma tablosu, bireysel yardımlarla çözülemeyecek kadar yapısal bir kriz halini almıştır. Bu gidişatı durdurmanın yegâne yolu, çocukları piyasanın insafına bırakan mevcut eğitim ve sosyal politika anlayışından köklü bir kopuşu sağlamaktır. Çocukların hak ettikleri insani yaşam koşullarına, nitelikli eğitime ve sağlıklı beslenmeye kavuşabilmesi, toplumsal kesimlerin ve kamu otoritelerinin ortak, bütünlüklü ve tavizsiz bir mücadeleyi acilen kurmasından geçmektedir.
Kaynak: BirGün Manşet