BERLİN — Türkiye ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında 1961 yılında imzalanan iş gücü alım anlaşmasının 65. yıl dönümünde, göçmen örgütleri ırkçılığa, ayrımcılığa ve eşitsizliklere karşı verilen onlarca yıllık hak mücadelesinin hâlâ hedefine ulaşmaktan uzak olduğunu vurgulayarak eşit haklar çağrısını yineledi.
- 1961 yılında büyük yoksunluklar ve geçici çalışma hedefiyle başlayan Türk işçi göçü, Almanya’nın sosyal ve ekonomik yapısını derinden etkiledi.
- Köln Ford fabrikası grevi ve Neuss Pierburg kadın işçilerin direnişi gibi tarihi dönüm noktaları, hakların mücadeleyle kazandığını kanıtladı.
- Solingen ve Mölln katliamları gibi ırkçı pogromlara rağmen göçmenler toplumun aktif ve şekillendirici bir parçası haline geldi.
- Toplumu bölme girişimlerinin arttığı günümüzde, her zamankinden daha fazla birleşmeye ve ortak dayanışmaya ihtiyaç duyuluyor.
Ne Oldu? Türkiye’den Almanya’ya İş Gücü Göçünün 65 Yıllık Tarihsel Arka Planı Nedir?
Bugün Federal Almanya Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki iş gücü alım anlaşmasının 65. yıl dönümü idrak edilirken, göçmenler tarafından kurulan bir örgüt olarak geçmişe dönüp bakıldığında ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı verilen onlarca yıllık mücadelenin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Her alanda eşit haklar için verilen onlarca yıllık mücadeleye dönüp baktığımızda eşit haklar talebimizin, yaşanan tüm gelişmelere rağmen henüz hedefine ulaşmaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Toplumu bölme girişimlerinin arttığı bir dönemde, her zamankinden daha fazla birleşmeye ihtiyacımız var. 1961 yılında Türkiye’den gelen ilk işçi göçmenler, diğer pek çok ülkeden gelen işçilerle birlikte Almanya’ya adım attıkları dönem büyük yoksunluklarla doluydu. O yıllarda sosyal hakların, toplumsal entegrasyonun ve karar süreçlerine katılımın olmadığı bir dönem yaşanıyordu. Federal Almanya’nın o dönemdeki hedefi son derece nettir: Göçmenler çalışacak, hem de en ağır koşullar altında ve en düşük ücretlerle çalıştırılacak, ardından da ülkelerine geri döneceklerdi. Ancak Almanya, 2000’li yıllara gelindiğinde dahi kendisini bir “göç ülkesi” olarak tanımlamayı reddediyordu ki bu durum, gerçeklikten tamamen kopuk siyasi bir yaklaşımın açık göstergesiydi.
Kimi Nasıl Etkileyecek? İşçi Sınıfı Dayanışması ve Tarihi Hak Mücadeleleri Nelerdir?
İşçi sınıfının en alt basamağında yer alan göçmen işçiler, Alman emekçilerin dayanışması ve desteğiyle, pek çok hakkı adım adım mücadele ederek kazandı. Bu tarihsel mücadelelerden bazıları bugün hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır. Örneğin, Köln’deki Ford fabrikasında işçilerin sendikaya rağmen gerçekleştirdiği büyük grev ya da Neuss’taki Pierburg fabrikasında kadın işçilerin başarıyla yürüttüğü hak mücadelesi, bu direnişin en somut örneklerinden bazılarıdır. Federal hükümetin 1980’lerden itibaren uygulamaya çalıştığı geri dönüş politikaları veya 1990’larda Solingen ve Mölln’deki gibi acı katliamlarla sonuçlanan ırkçı pogromlar bile hiçbir zaman bir gerçeği değiştiremedi: Türkiye kökenli işçiler, henüz tam anlamıyla eşit haklara sahip olmasalar da çoktandır toplumun aktif ve şekillendirici bir parçası haline gelmişlerdi. Bu sosyolojik ve politik gerçeklik, günümüzde sadece Alman siyasetinin değil, aynı zamanda Türk siyasetinin de değiştirmeye çalıştığı ve üzerinde mutabık kalmaya zorlandığı bir durumdur.
Gelişmeler ve Beklentiler
Almanya’da bir arada yaşama kültürünün ve eşit yurttaşlık temelinin güçlendirilmesi amacıyla başlatılan bu tarihi süreç, sonraki dönemlerde de tüm göçmen toplulukları için ortak bir mücadele zeminini korumaya devam edecektir. Resmi süreçler ve siyasi aktörler nezdinde yürütülen diplomatik ve toplumsal girişimlerin, göçmenlerin haklı taleplerini güvence altına alması beklenmektedir.
Kaynak: Evrensel