29 Ekim 2026, Perşembe
Haber

İstanbul’un Sel Suları ve Ulrich Beck’in Risk Toplumu Kehaneti

🔴 FLAŞ HABER

İSTANBUL — Son yıllarda artan sıklıkla yaşanan felaketler, kontrolsüz kentleşme ve iklim krizinin gölgesinde, Alman sosyolog Ulrich Beck’in 1986 tarihli ‘Risk Toplumu’ kehanetini yeniden gündeme taşıdı; uzmanlar modern dünyanın kendi elleriyle ürettiği tehlikelerle yüzleştiğini vurguluyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Sosyal medyada paylaşılan ‘uzaylı istilası’ ve ‘yanardağ patlaması’ gibi mizahi caps’ler, aslında içinde yaşadığımız çağın sosyolojik röntgenini çekiyor.
  • Sosyolog Ulrich Beck’in 1986 tarihli ‘Risk Toplumu’ eseri, modern dünyanın kendi elleriyle ürettiği devasa riskleri gözler önüne seriyor.
  • Geleneksel toplumlar kıtlık ve doğal felaketlerle mücadele ederken, sanayi sonrası toplum insan kararları ve kontrolsüz büyümenin sonuçlarıyla yüzleşiyor.
  • Risk Toplumu’nda devletlerin ve bireylerin önceliği iyi bir şey sağlamaktan çok, en kötü senaryoları engellemeye evriliyor.

Üretilen Tehlikeler Çağı ve Sosyal Medya Mizahı

Son yıllarda artan sıklıkla yaşadığımız felaketlere gönderme yaparak sosyal medyada paylaşılan ‘Bu ülkeye bir yanardağ patlaması yakışır, ya da başımıza gelmedik bir uzaylı istilası kaldı..’ türünden mizahi görselleri ve caps’leri mutlaka görmüşsünüzdür. Ya da henüz 20’li, 30’lu yaşlarında olup ‘Şu kısacık hayatımda başıma gelmeyen felaket kalmadı’ diye yakınan gençlerin ironik paylaşımlarını. Gülüp geçtiğimiz bu paylaşımlar, aslında içinde yaşadığımız çağın sosyolojik bir röntgenini çekiyor, gelin bakalım bu yakınmaların arkasındaki sosyolojik köken nedir. Üretilen Tehlikeler Çağı tam olarak bu noktada başlamaktadır. Sosyolog Ulrich Beck, 1986 yılında kaleme aldığı Risk Toplumu adlı eserinde, modern dünyanın artık sadece zenginlik üretmediğini aynı zamanda kendi elleriyle ürettiği devasa riskleri de topluma dağıttığını iddia etmişti. Beck’e göre geleneksel toplumlar kıtlık ve doğal felaketlerle mücadele ederken, modern sanayi sonrası toplum kendi yarattığı ‘ürettiği tehlikelerle’ yüzleşir. En önemlisi, bu riskler sadece doğanın öfkesi değil, insan kararlarının, kontrolsüz büyümenin, teknolojik ve endüstriyel iyimserliğin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Sosyolojinin Sunduğu Reçete ve Sorumsuzluğumuz

Sosyolojinin sunduğu reçete ve sorumsuzluğumuz, şehirlerimizdeki krizlerin temel kaynağını oluşturuyor. Hep söylüyorum, sosyoloji muazzam bir çalışma alanı. Toplumsal hayata ve yaşadığımız dertlere dair aklınıza gelebilecek her türlü sıkıntının hem analizi hem de çözümü —eğer okursanız— sosyoloji kitaplarında hazır duruyor. Okuduğum tüm disiplinler içinde beni her zaman en çok heyecanlandıran alan bu oldu. Herkesin insanca, eşit ve onurlu bir şekilde yaşaması için sorulacak tüm sorular çoktan sorulmuş, verilecek tüm cevaplar verilmiş. Şehirlerdeki hayatımızı çekilmez kılan tüm nedenler ve çözümler sosyologlar tarafından bunca açıklıkla ortaya konmuşken, bizim bu tespitlerden bihaber şekilde hâlâ bu çileyi çekmemize ve bu bilime kulak asılmamasına ben anlayamıyorum. Eğitmen ve yazar Yasemin Manavbaşı’nın da belirttiği gibi, toplumsal farkındalık eksikliği krizleri derinleştiriyor.

Gelişmeler ve Beklentiler

İyiyi sağlamaktan kötüyü engellemeye evrilen bu yeni dönemde, bir gün inşallah o günler de gelecek deyip konumuza dönersek eğer, toplumda her çağda bir eşitsizlik mevcutken ve bugüne dek devletin görevi vatandaşına iyi bir şey sağlamakken, Risk Toplumu’nda kurallar değişiyor. Artık insanlar ve devletler iyi bir şey sağlamaktan çok, en kötüyü engellemek ve kriz yönetimini merkeze almak zorunda kalıyor; uzmanlar bu dönüşümün acilen içselleştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın