İSTANBUL — Uluslararası Af Örgütü’nün Brezilya, Türkiye ve Avustralya direktörleri Jurema Werneck, Ruhat Sena Akşener ve Samantha Klintworth, iklim krizinin derinleştiği bir dönemde fosil yakıt lobilerinin müzakereler üzerindeki ağırlığına ve sivil toplum alanının daraltılmasına karşı ortak bir uyarı yayımladı. Küresel iklim müzakerelerinde karar süreçlerinin şeffaflığı ve sivil katılımın önemi vurgulandı.
- İklim krizinin bir insan hakları krizi olduğu vurgulanarak, yerli halklar ve ön saflardaki toplulukların karar süreçlerinden dışlandığına dikkat çekildi.
- Geçen yıl düzenlenen COP30’da fosil yakıt lobicisi sayısının, Brezilya hariç tüm ülke delegasyonlarının sayısını aştığı hatırlatıldı.
- COP31’in ev sahibi konumundaki Türkiye’de sivil toplumun özgürce ve güvenli şekilde görüşlerini ifade edebilmesine yönelik ciddi soru işaretleri bulunduğu belirtildi.
İklim Krizinin İnsan Hakları Boyutu ve Lobilerin Rolü
Uluslararası Af Örgütü Brezilya Direktörü Jurema Werneck, Türkiye Direktörü Ruhat Sena Akşener ve Avustralya Direktörü Samantha Klintworth imzasıyla yayımlanan değerlendirmede, iklim krizinin yalnızca çevresel bir yıkım değil, aynı zamanda derin bir insan hakları krizi olduğu net bir şekilde ortaya konuldu. Bu krizin halihazırda dünya genelinde can aldığına ve hayatları altüst ettiğine dikkat çekilen açıklamada, fosil yakıtların yaygınlaşmasından ekonomik çıkar sağlayan kesimlerin, küresel iklim müzakerelerine öncelikli erişim ve etki gücünü elinde tutmaya devam ettiği ifade edildi. Buna karşılık, yerli halklar ve iklim krizinin en ön saflarında yer alan topluluklar başta olmak üzere, krizin en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerin karar mekanizmalarından sistematik olarak dışlandığına vurgu yapıldı. Lobi faaliyetlerinin müzakereler üzerindeki baskısının geçen yılki COP30 zirvesinde somut bir şekilde görüldüğü, Brezilya hariç tüm ülke delegasyonlarının toplam sayısını aşan fosil yakıt lobicisi sayısının müzakerelerdeki güç dengesizliğini gözler önüne serdiği hatırlatıldı. Direktörler, COP31 sürecinin şirketlerin müzakereleri ele geçirmesinin karşısında kararlı bir şekilde durması ve sivil katılımı genişletmesi gerektiğinin altını çizdi.
Otoriter Uygulamalar ve Sivil Alana Yönelik Baskılar
Dünyanın küresel sıcaklık artışında kritik 1,5°C eşiğini aşma yolunda ilerlediği bu dönemde; kuraklıklar, orman yangınları, şiddetli fırtınalar, hızla eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyeleri gelecekteki bir tehlikenin habercisi olmaktan çıkıp şimdiden hayatları mahveden somut deliller haline geldi. Ancak bu hayati krize karşı durmak ve adalet talep etmek için vazgeçilmez olan insan hakları da giderek aşınıyor. Otoriter uygulamaların protestoları kısıtlayarak, hak savunucularını susturarak ve fosil yakıt sektörünün çıkarlarını her türlü denetimden koruyarak iklim çöküşünü daha da şiddetlendirdiği belirtiliyor. Kadınlara, LGBTİ+ bireylere ve diğer ötekileştirilen topluluklara yönelik saldırıların toplumları böldüğü, kolektif eylem kapasitesini zayıflattığı ve fosil yakıtların genişlemesi sürerken kamuoyunun dikkatini esas sorundan uzaklaştırdığı ifade ediliyor. Özellikle COP31’in ev sahibi konumundaki Türkiye’de sivil alana yönelik saldırıların ve Eylül ayında Türk yetkililerin LGBTİ+ örgütlerine yönelik tutumlarının, zirveye katılacak tüm devletleri alarma geçirmesi gereken kritik bir eşik oluşturduğu vurgulanıyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Brezilya, Türkiye ve Avustralya’daki Uluslararası Af Örgütü direktörlerinin çağrısı, etkili bir iklim eyleminin ancak insanların özgürce konuşabilmesine, örgütlenebilmesine, protesto edebilmesine ve karar süreçlerine aktif olarak katılabilmesine bağlı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. COP31’e uzanan süreçte, fosil yakıt çıkarlarının egemenliğine karşı insan haklarını ve sivil gücü merkeze alan bir yaklaşımın benimsenmesi, küresel iklim adaletinin tesisi için hayati önem taşımaya devam ediyor.
Kaynak: BirGün Manşet