7 Kasım 2026, Cumartesi
Haber

Geleceksizliğin Siyaseti: Sol Siyaset ve Küresel Krizin Şifreleri

🔴 FLAŞ HABER

İSTANBUL — Küresel ölçekte derinleşen ekonomik huzursuzluklar, artan geçim sıkıntıları ve siyasi temsil krizleri, modern toplumların geleceğe bakış açısını kökten sarsarken; Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz’ın analizleriyle gündeme gelen “geleceksizliğin siyaseti” kavramı, sol siyasetin önündeki tarihi meydan okumaları ve kitlelerin yönelimlerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • İnsanlar yaşadıkları düzeni yalnızca bugünkü hayatlarına değil, çocuklarının geleceğine duydukları güvenle değerlendiriyor.
  • Stuart Hall’un 1979 yılındaki tespitine göre sistemden duyulan hoşnutsuzluk kendiliğinden sola yaramıyor.
  • Sağ siyaset, ekonomik güvencesizliği kimlik tehdidiyle birleştirerek kitleleri pederşahi bir otoritenin arkasında toplayabiliyor.
  • Solun kitlelerle kuramadığı ilişkiyi yalnızca cehaletle açıklamak, sağın kazandığı siyasi alanı görünmez kılıyor.

Gelecek Beklentisinin Aşınması ve Siyasi Temsil Krizi

İnsanlar yaşadıkları düzeni yalnızca bugünkü hayatlarına bakarak değerlendirmiyor. Çabalarının bir karşılığı olacağına, çocuklarının kendilerinden daha iyi koşullarda yaşayabileceğine inandıkları ölçüde, bugünün zorluklarına da katlanma gücü bulabiliyor. Ancak bu beklenti aşındığında, geçim sıkıntısıyla beraber çok daha derin bir soru ortaya çıkıyor: İçinde yaşadığım düzen bana nasıl bir gelecek sunuyor? Sanırım bugün dünyanın farklı ülkelerinde ekonomik huzursuzlukla siyasi temsil sorununun yan yana büyümesini anlamak için önce bu sorunun peşinden gitmek ya da gidenlerle empati yapmak gerekiyor. “Peki, böyle bir tabloda insanların sola yönelmesi beklenmez mi?” sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyim… Bu soru, günümüz siyaset biliminin en temel çıkmazlarından birini oluştururken, ekonomik krizlerin otomatik olarak sol dalga yaratacağı yönündeki ezberleri de boşa çıkarıyor.

Stuart Hall’un Tarihi Uyarısı ve Sağın Hegemonya İnşası

Stuart Hall, daha 1979’da henüz Thatcher bile iktidara gelmeden, bunun kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini görmüştü. Ona göre sağ, huzursuzlukları sahiplenip düzen, disiplin, millî kimlik ve güçlü yönetim talepleri etrafında birleştirebilirdi. Sermayenin gücünü artıran dönüşüm, böylece geniş halk kesimlerinin aktif desteğiyle yürütülebilirdi. Temsilî kurumların önemli bölümünü koruyan bir otoriterleşme de pekâlâ mümkündü. Hall’un bu tespitinde görmek isteyen için hâlâ nice ibretler yatıyor: Sistemden duyulan hoşnutsuzluk, onun yerine nasıl bir düzen istendiğini kendiliğinden belirlemiyor. İnsanların kaybını kimin açıklayacağı ve öfkelerini hangi yöne çevireceği, siyasi mücadelenin tam merkezinde yer alıyor. Örneğin ev bulamayan birine, sorunun asgari insan hakkı olan barınmanın konutun yatırım aracına dönüşmesi sonucunda hak olmaktan çıktığı da anlatılabilir, göçmenlerin onun konut hakkını elinden aldığı da… Sağ, kaybı ikinci açıklamanın içine yerleştirebildiğinde, ekonomik güvencesizlik kimlik tehdidiyle birleşiyor.

Gelişmeler ve Beklentiler

Böylece insanlar hayatlarını zorlaştıran ilişkileri değiştirecek bir programa ulaşamadan, kendilerini koruyacağını söyleyen pederşahi bir otoritenin arkasında toplanıyor. Solun bu insanlarla kuramadığı ilişkiyi, onların yalnızca kandırılması ya da bu insanların “cahilliği” ile açıklamak ise sağın başarı kazandığı siyasi alanı tamamen görünmez kılıyor. Bugün bu mücadeleyi çok daha sert kılan ise, eski refah vaadinin uluslararası dayanaklarının da zorlanması ve krizin derinleşerek tüm toplumsal katmanları tehdit etmesidir.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın