25 Ekim 2026, Pazar
Haber

ABD, Çin ve Rusya Zirvesi Gölgesinde Küresel Sistem Kırılıyor

📰 KAPSAMLI RAPOR

İSTANBUL — Küresel siyasetin ağırlık merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaydığı, NATO’nun güvenilirliğinin tartışmaya açıldığı ve ABD-Çin-Rusya eksenli yeni dengelerin şekillendiği bu kritik dönemde, diplomatik çevrelerde Atlantik ittifakının geleceği masaya yatırılıyor.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’in ‘Avrupa ABD’ye güvenmemeli’ çıkışı Atlantik cephesinde çatırdamaları gözler önüne serdi.
  • 2019 yılında yayımlanan ‘Amerikan Hegemonyasının Sonu’ kitabı, öngörülen jeopolitik değişimlerin doğruluğunu kanıtlar nitelikte 9 baskı yaptı.
  • Ekonominin ardından siyasette de ağırlık merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kayması, G7’nin ağırlığını azaltıyor.
  • Ukrayna krizi, Orta Doğu’daki gelişmeler ve Çin ile ticaret savaşları, Batı dünyasındaki stratejik kırılmaları derinleştiriyor.

Avrupa’nın Güvenlik Paradigmasında NATO Krizi

Küresel diplomasi trafiğinde ses getiren son değerlendirmeler, köklü ittifakların sarsıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. “Avrupa aklını başına toplamalı ve ABD’ye hiç güvenilemeyeceğini anlamalı. NATO anlaşması güvenilir olmaktan çıktı.” Bu çarpıcı sözler, Serbestiyet’teki kaleme aldığı yazılarıyla tanınan Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’e ait. Eralp’in Atlantikçi çizginin en önemli diplomat temsilcilerinden biri olması, elbette dile getirdiği bu eleştirileri çok daha anlamlı ve sarsıcı kılıyor. Kuşkusuz Eralp bu tahlilleri Ukrayna politikaları üzerinden ve AB’ci bir perspektiften dile getiriyor; ancak son tahlilde yaptığı iki saptama da jeopolitik gerçeklikle birebir örtüşüyor. ABD-AB ilişkilerinin ve bu ilişkinin merkezindeki Kuzey Atlantik Paktı’nın (NATO) zayıflama eğiliminde olmasının, devletlerarası ilişkilere Atlantik cephesinden bakan tecrübeli isimler tarafından bile artık açıkça saptanıyor olması, küresel düzendeki değişimin boyutlarını açıkça ortaya koyuyor.

Amerikan Hegemonyasının Sonu ve Değişen Küresel Denge

Geçmişte yapılan akademik ve diplomatik öngörülerin bugün nasıl doğrulandığı, uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından yakından inceleniyor. 2019 yılında yayımlanan ‘Amerikan Hegemonyasının Sonu’ (Kırmızı Kedi Yayınları) isimli kitap piyasaya çıktığında, diplomasi ve akademi çevrelerinden birçok kesim tarafından küçümsenmiş, hatta görmezden gelinmişti. O dönem egemen olan hakim politikalara göre biz sosyalistler hayal kuruyorduk; onlara göre ABD son derece güçlüydü, yenilmezdi, ABD’nin liberal kapitalist demokrasisi küresel sisteme liderlik etmeye devam edecekti, Türkiye ABD’nin müttefiki olmayı korumalıydı, Rusya’nın tamamen bittiği iddia ediliyordu ve Çin’in de bir balon gibi her an patlayabileceği öne sürülüyordu. Ancak anlaşılan o ki, diğer meslek sahipleri diplomasi ve akademi çevrelerinden çok daha öngörülü ve gerçekçiydi; nitekim bahsi geçen kitap kısa sürede 9 baskı yaparak bu dönüşümün habercisi oldu.

Gelişmeler ve Beklentiler

Gelişmelerin hızı, günümüzde diplomasi ve akademi çevrelerini de kökten olumlu etkilemeye başladı. Atlantik Cephesi’nin Ukrayna sahasında Rusya’yı geriletememesi, ABD ve İsrail’in İran’a istedikleri gibi diz çöktürememesi, Washington yönetiminin Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşını kazanamaması ve bunlara bağlı olarak Atlantik dünyası içinde su yüzüne çıkan derin kırılmalar, NATO 3.0 dönüşümü ile ABD’nin Batı yarımküreye odaklanma doktrini, dünyayı artık çok daha nesnel analiz etmelerini sağlıyor. Bu süreçte ekonominin ardından siyasette de ağırlık merkezi Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymaya başlarken, Küresel Güney’in uluslararası platformlardaki diplomatik ağırlığı da günden güne artıyor ve geleneksel zenginler kulübü olarak bilinen G7’nin küresel ölçekteki ağırlığı yavaş yavaş azalıyor.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

Bir Yorum Yazın