İSTANBUL — Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün kaleme aldığı ve A7 Kitap etiketiyle yayımlanan “Temastaki İz, Detaydaki Şeytan” adlı yeni kitabı, adli bilimler meraklılarının yanı sıra bilim ile toplum arasındaki ilişkiyi önemseyen okuyucular için de zengin ve düşündürücü bir okuma sunuyor. Gerçeğin genellikle gözden kaçan detaylarda saklı olduğunu vurgulayan eser, suçların çözülmesinden hakikatin inşasına uzanan süreci bilimsel titizlik ve toplumsal sorumluluk ekseninde masaya yatırıyor.
- Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün A7 Kitap’tan çıkan yeni eseri, adli bilimler ve toplum ilişkisini derinlemesine inceliyor.
- Edmond Locard’ın ‘Her temas bir iz bırakır’ değişi, kitabın entelektüel omurgasını oluşturuyor.
- John George Haigh’in asit vakası gibi tarihi örnekler üzerinden fiziksel delillerin gücü gözler önüne seriliyor.
Temastaki İz ve Detaylardaki Şeytan: Bilimsel Titizlik ve İnsan Hayatı
Gerçeğe ulaşmak yalnızca ipuçlarını bulmayı değil, aynı zamanda bu ipuçlarını bilimsel bir rigor (titizlik) ile yorumlamayı ve insan hayatının sorumluluğunu taşımayı gerektirir. Okuyucuların Prof. Dr. Halis Dokgöz’ü BirGün gazetesindeki karikatürler çizdiği ‘Metafor’ köşesinden veya televizyon ekranlarındaki bilim insanı kimliğinden hatırlayabileceği bilinmektedir. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndaki akademik çalışmalarının yanı sıra kamusal alandaki duruşuyla da tanınan Dokgöz, ‘Temastaki İz, Detaydaki Şeytan’ ile adli bilimlerin sınırlarını genişletmektedir. Eser, yalnızca bir suçun nasıl aydınlatıldığını değil, aynı zamanda hakikatin nasıl tesis edildiğini sorgulamamız için okuyucuyu derin bir düşünce yolculuğuna davet etmektedir. Dokgöz’ün merkezi argümanı, adli bilimlerin hiçbir surette laboratuvarlara, otopsi masalarına ve mahkeme salonlarına hapsedilemeyecek bir uzmanlık alanı olduğudur. Suç her ne kadar bireysel bir eylem olsa da; toplumsal ilişkileri, kültürel kodları, psikolojik koşulları ve kurumsal sorumlulukları da kendi içinde barındırır. Dolayısıyla, fiziksel delillerin peşinden giderken olayın toplumsal bağlamını göz ardı etmek adalet mekanizmasını eksik bırakacaktır.
Cansız Bedenlerin Ötesinde: Suç Mahalli ve Konuşan Nesneler
Bir cinayet geride yalnızca cansız bir beden mi bırakır? Ya ortada hiç beden yoksa? Bir insanın dokunduğu nesneler, üzerinde yürüdüğü zemin, taşıdığı korkular ve gizlemeye çalıştığı sırlar, o kişi ortadan kaybolduktan sonra canlanıp konuşmaya başlar mı? Kitapta bu sorulara aranan yanıtlar, adli bilimlerin olaylara yaklaşım açısını kökten değiştirmektedir. Edmond Locard’ın adli tarihe damga vuran değişi, kitabın teorik altyapısını oluşturur: ‘Her temas bir iz bırakır.’ Bir tutam saç teli, bir damla kan, en küçük bir lif, bir DNA kalıntısı veya nesneler üzerindeki mikroskobik parçacıklar, doğru yöntemlerle incelendiğinde karanlıkta kalmış olayları aydınlatmakta ve olayın yeniden kurgulanmasında kritik rol oynamaktadır. John George Haigh’in insan bedenlerini asit içinde eriterek cinayetlerini gizleyebileceği inancı, bu yaklaşımın ne kadar yanıltıcı olabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Haigh vakasında olduğu gibi, suç mahallinden elde edilen ve insan kalıntılarının yanı sıra diş protezleri ile safra kesesi taşları gibi dayanıklı materyallerin keşfi, kusursuz sanılan suçları bile gün yüzüne çıkarabilmektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün bu kapsamlı çalışması, gelecekte adli tıp uygulamalarının sadece laboratuvar teknolojileriyle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik unsurlarla da harmanlanarak evrileceğini ortaya koymaktadır. Resmi soruşturma süreçlerinde ve adli tıp eğitiminde kılavuz niteliği taşıması beklenen bu eser, suçla mücadelede toplumsal farkındalığın artırılmasına ve adaletin tecellisinde bilimin rolünün hak ettiği konuma gelmesine stratejik bir katkı sunacaktır.
Kaynak: BirGün Manşet