İSTANBUL — Türkiye’de basın mensuplarına yönelik gözaltı, tutuklama ve kurumsal müdahaleler tırmanırken, akademisyen ve yazar Gamze Yücesan Özdemir, iktidarın derinleşen ekonomik kriz ve meşruiyet kaybı karşısında toplumsal rıza üretemediği için baskı aygıtlarını devreye soktuğunu vurgulayarak bağımsız gazetecilik ile örgütlü halk iradesinin buluşmasının zorunlu olduğunu açıkladı.
- Gamze Yücesan Özdemir, medyaya dönük operasyonların münferit değil, krizi yönetme ve iktidarı sürdürme stratejisinin parçası olduğunu belirtti.
- Hedefin medyasız bir Türkiye değil, gerçeğin yalnızca siyasal iktidar tarafından belirlendiği tek sesli bir düzen kurmak olduğu ifade edildi.
- Halkın siyaset dışına itilmemesi gerektiğine dikkat çeken Özdemir, toplumsal dönüşümün asıl gücünün örgütlü halk muhalefeti olduğunu savundu.
- Ekonomik çöküş, kamu kaynaklarının sermayeye aktarımı ve yolsuzluk iddialarının yarattığı çürümenin baskı politikalarını derinleştirdiği kaydedildi.
Rıza Üretiminde Kriz: Baskı ve Zor Aygıtlarının Devreye Girişi
Son bir yılda olağanüstü ivme kazanan gazeteci tutuklamaları, gözaltılar ve bağımsız yayın organlarına dönük idari yaptırımlar, Türkiye’de medya özgürlüğünün ötesinde köklü bir rejim tartışmasını beraberinde getiriyor. Gazetecilere yönelik baskıların perde arkasındaki siyasal motivasyonu çözümleyen Gamze Yücesan Özdemir, yaşananların münferit adli vakalar olarak görülemeyeceğinin altını çizdi. İktidar blokunun karşı karşıya kaldığı tablonun yapısal bir tıkanma olduğunu belirten Özdemir, ‘Ülkemizde iktidarın medyaya ve gazetecilere dönük baskı ve tutuklamalarını tek tek olaylar olarak değerlendiremeyiz. Karşımızda, siyasal iktidarın sürdürülebilmesi için baskı ve zor aygıtlarının giderek daha fazla devreye sokulduğu bir süreç var. Medyaya yönelik baskı da krizi yönetme ve siyasal iktidarı ayakta tutma politikasının parçasıdır’ değerlendirmesinde bulundu. Milyonlarca emekçinin her geçen gün daha da yoksullaştığı, kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarına aktarıldığı, fon krizleri ve ardı arkası kesilmeyen yolsuzluk iddialarıyla sistemik çürümenin derinleştiği bir konjonktürde iktidarın kitleleri ikna kabiliyetini yitirdiğine işaret eden Özdemir, baskı dalgasının tam da bu rıza krizinin sonucu olduğunu aktardı.
Medyasız Türkiye Değil, Hakikatin Tekelden Belirlendiği Düzen
Kamuoyunda sıkça tartışılan ‘medyasız bir Türkiye projesi mi hedefleniyor?’ sorusuna yanıt veren Özdemir, yürütülen stratejinin çok daha sofistike bir hegemonya inşası barındırdığını ifade etti. İktidar mekanizmasının basını tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, gerçeğin sınırlarını bizzat kendisinin çizdiği bir kamusal alan tasarladığını dile getiren Özdemir, şu analizi paylaştı: ‘Hedef medyasız bir Türkiye yaratmak değil, gerçeğin iktidar tarafından belirlendiği bir medya düzeni kurmaktır.’ Bu çerçevede bağımsız habercilik yapan basın kuruluşları ve araştırmacı gazeteciler doğrudan hedef tahtasına oturtulurken, iktidarın çizdiği anlatının dışına çıkan her türlü haber kriminalize edilmeye çalışılıyor. Ancak Özdemir, uygulanan tüm karartma girişimlerine rağmen hakikat arayışının engellenemeyeceğini, bilakis gerçeğin üzeri örtüldükçe onu gün yüzüne çıkarma iradesinin ve halkın haber alma hakkına sahip çıkma kararlılığının daha da bileneceğini vurguladı.
Halkın Örgütlü İradesi: Gazetecilik ile Toplumsal Muhalefetin Buluşması
Gazetecilerin baskı ortamında zorunlu olarak siyasetin merkezine itilmesini ve kamuoyu nezdinde birer siyasi figür gibi konumlandırılmasını kritik bir perspektifle ele alan Gamze Yücesan Özdemir, toplumsal dönüşümün dinamiklerine dair hayati uyarılarda bulundu. Gazetecilerin toplumun sesi ve vicdanı olma görevini yerine getirdiğini ancak değişimin yegane aktörü haline getirilemeyeceğini söyleyen Özdemir, ‘Burada gözden kaçırmamamız gereken bir siyasal gerçek var. Gazeteciler siyasetin merkezine gelirken halk siyasetin dışında kalmamalıdır. Gazeteciler halkın sesi olabilirler ama toplumsal değişimin asıl gücü halkın örgütlü siyasal iradesidir. Gerçeği ortaya çıkaran gazetecilik ile o gerçeği değiştirecek toplumsal gücün buluşması toplumsal dönüşümün önünü açacaktır’ dedi. Basın özgürlüğü mücadelesinin soyut bir mesleki hak arayışından ibaret olmadığını, doğrudan halkın ekmek, adalet ve eşitlik kavgasıyla organik bağlar taşıdığını belirten Özdemir, bağımsız medyanın varlığını sürdürebilmesinin temel güvencesinin de yine örgütlü toplumsal destek olduğunu kaydetti.
Gelişmeler ve Beklentiler
Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki yargısal ve idari kuşatma sürerken, bağımsız gazeteciliğin yarattığı kamusal etki ve toplumun haber alma hakkı etrafında örülen dayanışma ağları geleceğin siyasal dengelerini tayin etmede belirleyici rol oynayacak. Önümüzdeki süreçte, derinleşen ekonomik çöküş ile sansür mekanizmalarının çatışması devam ederken, gerçeği açığa çıkarma iradesi ile örgütlü halk muhalefetinin kuracağı ortak hattın meşruiyet krizinin aşılmasında temel eksen olacağı öngörülüyor.
Kaynak: BirGün Manşet