İSTANBUL — İstanbul Barosu ve Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu, son dönemde fon krizini haberleştiren gazetecilere yönelik artan gözaltı, tutuklama, ev hapsi kararları ve Halk TV’ye kayyım atanması süreçlerine sert tepki göstererek, basın özgürlüğünün ve haber alma hakkının korunması çağrısında bulundu.
- Bahadır Özgür gözaltına alınırken, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz’a ev hapsi verilip Ağırel ve İsmail Arı tutuklandı.
- Aynı soruşturma kapsamında Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın da cezaevinde olduğu hatırlatıldı.
- İstanbul Barosu, gazetecilik faaliyetinin suç sayılamayacağını ve yargı baskısının son bulmasını istedi.
- Anayasa ve AİHS maddelerine atıf yapılarak kişi özgürlüğü ile basın güvenliğinin altı çizildi.
Ne Oldu? Fon Krizi Haberleri Sonrası Gözaltı ve Tutuklamalar
İstanbul Barosu ve Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu ortak bir açıklama yayımlayarak, Türkiye’de son bir hafta içinde yaşanan kritik basın özgürlüğü ihlallerine dikkat çekti. Fon krizini araştıran ve kamuoyuna duyuran basın mensuplarının hedef alındığı belirtilen açıklamada, gazeteci Bahadır Özgür’ün gözaltına alınması, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararı verilmesi, ardından Murat Ağırel’in tutuklanması ve gazeteci İsmail Arı’nın cezaevine gönderilmesi süreci birer birer sıralandı. Ayrıca yine aynı soruşturma kapsamında Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın da tutuklu bulunduğu gerçeği kamuoyuna hatırlatıldı. Tüm bu adli gelişmelerin yanı sıra, Halk TV’ye kayyım atanması gibi yapısal müdahalelerin de basın özgürlüğünü ve toplumun haber alma hakkını doğrudan tehdit ettiği vurgulandı.
Gazetecilik Suç Mu? Hukuki Boyut ve Eleştirel Basına Yönelik Baskılar
Açıklamada, fon krizini araştıran ve kamuoyuna aktaran gazeteciler hakkındaki soruşturmaların basın özgürlüğü açısından büyük bir kaygı yarattığının altı çizildi. Gazetecilerin araştırma yapmasının ve haber yayımlamasının asla bir gözaltı ya da tutuklama gerekçesi olamayacağı net bir dille ifade edildi. ‘Gazetecilik faaliyeti suç olarak nitelendirilemez’ denilen açıklamada, kamuoyunu yakından ilgilendiren mali ilişkilerin araştırılmasının ve devam eden ya da geçmiş bir soruşturma hakkında haber yapılmasının tek başına bir suç oluşturamayacağı belirtildi. Fon krizinde toplumda endişe yaratan olaylar ile bu olayları araştırıp haberleştiren profesyonel gazetecilik faaliyetinin kesinlikle birbirine karıştırılmaması gerektiği kaydedilerek, tartışılması gereken temel meselenin haberin kendisi değil, haberleştirilen olaylar silsilesi olduğu vurgulandı.
Kimi Nasıl Etkileyecek? Bağımsız Basının Ekonomik ve Hukuki Varlık Tehdidi
Gazetecilere yönelik uygulanan gözaltı, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin yanı sıra basın kuruluşlarına kayyım atanması gibi uygulamaların, basının bağımsızlığına ilişkin endişeleri en üst düzeye çıkardığı ifade edildi. Bu tür ağır müdahalelerin, eleştirel basının hem ekonomik hem de hukuki varlığını daraltma ve yok etme tehlikesi taşıdığına dikkat çekildi. Baro, ceza soruşturmaları ve tutuklama tedbirlerinin eleştirel haberleri baskılamanın, susturmanın ya da medya üzerinde doğrudan sansür kurmanın bir aracı olarak asla kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Bu durumun Türkiye’deki tüm medya çalışanlarını ve dolayısıyla haber alma hakkı kısıtlanan Türk toplumunu derinden etkileyeceği belirtildi.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonraki süreçte hukuki denetimlerin ve uluslararası sözleşmelerin etkinliğinin artırılması bekleniyor. İstanbul Barosu’nun yayımladığı bildiride, Anayasa’nın 13 ve 19’uncu maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5’inci maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ilkelerinin ihlal edildiği hatırlatılarak, yargı makamlarının bu evrensel normlara uygun adımlar atması ve gazetecilere yönelik baskılara derhal son verilmesi talep edildi.
Kaynak: Evrensel