İSTANBUL — Son dönemde Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve menajeri Tolga Akış hakkında peş peşe başlatılan müstehcenlik soruşturmaları, sanat ve ifade özgürlüğü ile bireysel yaşam tarzına müdahale tartışmalarını Türkiye’nin gündemine taşıdı.
- Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve menajeri Tolga Akış hakkında müstehcenlik soruşturmaları açıldı.
- Avukat Mustafa Atahan Öztürk, soruşturmaların ifade ve sanat özgürlüğünü kısıtladığını vurguladı.
- TCK 226. maddesinin sınırlarının belirsiz olduğu ve kişisel ahlak anlayışının dayatılamayacağı belirtildi.
- Ceza hukukunda kanunilik ilkesinin esas olduğu ve suç sınırlarının genişletilemeyeceği ifade edildi.
Ne Oldu? Mabel Matiz ve Manifest Soruşturmalarının Gerekçesi Nedir?
Son dönemde şarkı sözleri, müzik klipleri, sahne performansları ve sosyal medya paylaşımları üzerinden gündeme gelen müstehcenlik suçlamaları, ifade ve sanat özgürlüğü ile bireylerin yaşam biçimlerine müdahale tartışmalarını beraberinde getirdi. Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve menajeri Tolga Akış hakkında yöneltilen ‘müstehcenlik’ suçlamaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Konuyu Cumhuriyet’e değerlendiren avukat Mustafa Atahan Öztürk, bu tür soruşturmaların ifade ve sanat özgürlüğü ile bireylerin yaşam alanlarının kısıtlanmasına neden olduğunu belirtti. Günümüzde başlatılan soruşturmalarda özellikle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesinin ikinci fıkrası üzerinden suçlama yöneltildiğine dikkat çeken Öztürk, soruşturma içeriklerinde sanat eserlerinin ve sanatsal bağlamın da hedef alındığını aktardı.
Neden Şimdi? TCK 226. Maddesi Tartışmaları Neden Alevlendi?
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesinin geniş bir düzenleme olduğunu ve içeriği gereği soyut, sınırları belirsiz bir alanı kapsadığını ifade eden avukat Mustafa Atahan Öztürk, maddenin farklı fiillere ve bunlara ilişkin farklı koşullara değindiğine dikkat çekti. Müstehcenlik kavramının demokratik toplum düzeni ve değerlerine göre incelenmesi gerektiğini belirten Öztürk, değerlendirmesinde şu kritik noktalara vurgu yaptı: ‘Bir içeriğin müstehcen olup olmadığına ilişkin değerlendirme, yalnızca kişisel ahlak anlayışına veya belirli kesimlerin tepkisine dayandırılamaz. Aynı zamanda bir kimse veya bir grubun kendi oluşturmak istediği ahlak anlayışı kimseye dayatılamaz. Bu sebeple; soruşturmalarda ilgili içeriğin bütünü ve bağlamı dikkate alınmalıdır.’ Bu durum, son dönemdeki yargı pratiklerinin toplumsal yaşam tarzına bir müdahale aracı olarak kullanıldığı yönündeki endişeleri artırdı.
Kimi Nasıl Etkikecek? Hukuki Sınırlar ve Kanunilik İlkesi Nedir?
Bir davranışın ahlaka aykırı bulunmasının o davranışı kendiliğinden suç haline getirmeyeceğini vurgulayan avukat Mustafa Atahan Öztürk, ceza hukukunda kanunilik ilkesinin temel esas olduğunu belirtti. Öztürk, ‘İnsanlar hangi davranışlarının suç oluşturduğunu öngörebilmeli; suçun sınırları uygulayıcının kişisel kanaatine göre genişletilememelidir’ diyerek hukuki öngörülebilirliğin altını çizdi. Sanatçılar, müzik grupları, menajerler ve tüm yaratıcı endüstri paydaşları açısından hayati önem taşıyan bu hukuki yaklaşım, bireylerin ifade özgürlüğü alanlarının daralmasını engellemek adına büyük bir hukuki güvence gereksinimi doğurmaktadır.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonraki süreçte, Mabel Matiz, Manifest grubu ve Tolga Akış hakkındaki soruşturmaların hukuki boyutu ve TCK 226. maddesinin uygulanma biçimi yargı mercileri tarafından incelenmeye devam edecek. Hukukçular ve sivil toplum örgütleri, sanatsal faaliyetlerin cezalandırılmasının önlenmesi ve ifade özgürlüğünün evrensel standartlarda korunması için yasal çerçevenin netleştirilmesi gerektiğini savunurken, resmi sürecin nasıl sonuçlanacağı kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika