İSTANBUL — Doç. Dr. Tamer Yazar’ın değerlendirmelerine göre, geleceğe dair belirsizlikler, en kötü senaryoları zihinde sürekli çevirip durma, telefon ekranını durmaksızın kontrol etme ve en küçük belirtiyi ciddi bir hastalığın habercisi olarak yorumlama biçiminde kendini gösteren ‘hipervijilans’, günümüz insanının en temel ruh ve davranış hali haline geldi.
- Hipervijilans, bireyin çevresindeki olası tehditlere karşı aşırı duyarlı ve sürekli alarm halinde olması anlamına geliyor.
- Nörobilimde ‘negatiflik yanlılığı’ olarak tanımlanan durum, risklerin olduğundan büyük algılanmasına yol açıyor.
- Kronik stres, amigdala aktivitesini artırırken prefrontal korteksin etkinliğini zayıflatıyor ve bedensel yakınmaları tetikliyor.
- Ruhsal durum yalnızca bireysel dünyayla değil; ekonomik belirsizlikler, güvencesizlik, kentleşme kültürü ve yalnızlaşma gibi toplumsal koşullarla doğrudan ilişkili.
Hipervijilans Nedir ve Modern İnsan Neden Sürekli Alarm Halinde?
Doç. Dr. Tamer Yazar’ın analizine göre, sürekli kaygı ve tetikte olma modern insanı tanımlayan temel ruh ve davranış halidir. Geleceğe dair belirsizlikler, en kötü senaryoları zihinde çevirip durma, telefon ekranını durmaksızın kontrol etme, en küçük belirtiyi ciddi bir hastalığın habercisi olarak yorumlama ve sürekli tehlike içinde olduğu hissi ile yaşama gibi durumlar bu atmosferin, yani ‘hipervijilans’ın farklı yansımalarıdır. Kişinin çevresindeki olası tehditlere karşı aşırı duyarlı ve sürekli alarm halinde olması anlamına gelen bu durum, aslında normal şartlarda tehlikeyi erken fark etmek ve hızlı tepki vermek için hayatı kolaylaştıran bir mekanizmadır. Ancak günümüz insanının sorunu, geçici değil kalıcı biçimde, ortada somut bir sorun yokken dahi alarm halinde yaşıyor olmasıdır. Nörobilim ve psikiyatri penceresinden bakıldığında hipervijilans, çağımızın en önemli toplumsal ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkmaktadır.
Beynin Evrimsel Tuzağı: Negatiflik Yanlılığı ve Biyolojik Yansımalar
Beyin, olası tehditleri hızlı fark edecek şekilde evrimleşmiştir ancak tehlikeyi gözden kaçırmanın bedeli yüksek olduğu için riskleri olduğundan büyük algılamaya eğilimlidir. Nörobilimde ‘negatiflik yanlılığı’ olarak tanımlanan bu olgu, bireylerin olumsuz uyaranları ve tehdit içeren bilgileri olumlu ya da nötr uyaranlara kıyasla daha hızlı fark etme, daha yoğun işleme ve daha uzun süre hatırlama eğilimini ifade eder. Modern yaşamda ise bu mekanizma, tehdit algısının gerçek risk düzeyinin üzerinde algılanmasına ve kronik kaygının artmasına neden olmaktadır. Sürekli stres altında ki bireylerde beynin tehdit algısının merkezi olarak kabul edilebilecek amigdalanın aktivitesinin arttığı, buna karşılık karar verme, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteksin etkinliğinin azaldığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Kronik strese bağlı kortizol ve diğer stres hormonlarının artması sonucunda dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu gibi sorunlar ortaya çıkmakta ve bedensel yakınmalar belirgin biçimde artış göstermektedir. Baş ve kas ağrıları, çarpıntılar, mide-bağırsak sorunları ve kronik yorgunluk hissi çoğunlukla bu biyolojik sürecin doğrudan sonuçlarıdır.
Gelişmeler ve Beklentiler
İnsanın ruhsal durumu yalnızca bireysel dünyası ile açıklanamaz; aksine içinde yaşanılan toplumsal koşullar ile doğrudan ilişkili bir olgudur. Ekonomik belirsizlikler, güvencesizlik, kentleşme kültürü, yalnızlaşma ve modern hayatın dayattığı diğer zorluklar, bireylerin omuzlarındaki yükü katbekat artırmaktadır. Gelecek dönemde ruh sağlığı politikalarının bu sosyolojik ve nörolojik gerçeklikler ışığında yeniden ele alınması, bireysel başa çıkma stratejilerinin yanı sıra toplumsal destek mekanizmalarının da güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kaynak: BirGün Manşet