İSTANBUL — Sosyal tarihin en karmaşık ve derinlemesine incelenmesi gereken alanlarından biri olan delilik olgusu, medeniyet dairesindeki muamelesi, tıp tarihi ile asayiş dengesi ekseninde İslam dünyasından Osmanlı’ya ve Cumhuriyet dönemine kadar uzanan geniş bir yelpazede ele alınmaktadır; bimarhanelerden hapishanelere dönüşen mekanlar, toplumsal tecrit politikaları ve Askeri Tabip Mutemit Yazıcı gibi figürlerin insani tedavi yöntemleri gün yüzüne çıkmaktadır.
- İslam dünyasında bimaristan, Selçuklularda darüşşifa, Osmanlı’da ise tımarhane ve bimarhane olarak adlandırılan akıl hastaneleri, tarihsel süreçte asayiş ve tecrit politikalarıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.
- Gayrimüslim cemaatlere ait Aya Yorgi Manastırı, Surp Pirgiç, Balıklı Rum, Surp Agog ve OrAhayim hastaneleri, akıl ve ruh sağlığı tedavisinde önemli roller üstlenmiştir.
- Elazığ Akıl Hastanesi’nde görev yapan Askeri Tabip Mutemit Yazıcı, hastaları ‘çuf çuf’ tren taklidiyle sokaklardan toplayan özgün ve insani yaklaşımıyla tarihe geçmiştir.
- Ülkenin en önemli bimarhanesi olan Toptaşı, yalnızca akıl hastalarının kapatıldığı bir mekan olmanın ötesinde, siyasi takibata uğrayanların da tutulduğu yönündeki tartışmalarla anılmıştır.
Tarihsel Kökenler: Medeniyet Dairesinde Delilik, Tecrit Mekanları ve Bimarhaneler
Sosyal tarihte deliler her zaman özel bir yer tutmuş ve onlara yönelik muamele her daim ‘medeniyet’ dairesinde ele alınmıştır. Deliler bir yandan tıp tarihi içinde mütalaa edilirken, diğer yandan asayiş ve tecrit politikalarının da temel odak noktalarından biri olmuştur. Bu noktada akla gelen tecrit mekanları arasında manastırlar, kiliseler, camiler, dergahlar ve bimarhaneler yer almaktadır. Bimarhane ile hapishanenin neredeyse eşanlamlı hale gelmesi ise kesinlikle bir rastlantı değildir; aksine bu durum, dönemin toplumsal kontrol mekanizmalarının bir yansımasıdır. İslam dünyasında akıl hastalarını barındıran mekanların genel adı bimaristan iken, Selçuklular döneminde ‘Darüşşifa’, Osmanlılar döneminde ise ‘tımarhane’ veya ‘bimarhane’ adları tercih edilmiştir. Bunun yanı sıra ‘Miskinler tekkesi’ veya ‘cüzzamhane’ denen müesseseler de mevcuttur. Türbeler de benzer işlevleri görmüş, örneğin Afyon’daki Karacaahmed Tekkesi ile Burdur yakınlarındaki Melek Dede Türbesi bu bağlamda öne çıkan merkezler arasında yer almıştır. Gayrımüslim cemaatin akıl hastalarıysa, çoğunlukla kiliselerin yanındaki manastırlarda tedavi edilmiştir. Bunların en ünlüsü hiç şüphesiz Büyükada’daki Aya Yorgi Manastırı’dır. Ayrıca Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi, Balıklı Rum Hastanesi, Surp Agog Hastanesi ve OrAhayim Yahudi Hastanesi de geçmişten günümüze deli tedavisinde aktif olarak yer almış kurumlardır.
Kırsalda Delilik Sınıflamaları: Bom, Heğ ve Geleneksel Toplumsal Yaklaşımlar
Toplumsal algının kırsaldaki yansımalarına bakıldığında, dağlarda ve kırsal kesimde yaşayan delilerin iki sınıfa ayrıldığı görülmektedir. Birinci gruptakilere ‘Bom’ adı verilirdi; bu kişiler kendilerine ve çevrelerine zarar verme potansiyeli taşıyan bireylerdi. İkinci grup ise aşırı saflıklarına atfen ‘Heğ’ adlı gruptu. Birinciler çevrelerine risk oluştururken, ikinciler saflıklarıyla kendi kendilerine zarar verebilirdi. Bom adı verilen birinci gruptakiler, umumiyetle ailelerince dağlarda veya köylerde barındırılarak özel ilgilenilmek suretiyle ‘tedavi’ edilmeye çalışılırdı -ki bu uygulamanın ne kadar tıbbi bir tedavi olduğu bugün dahi tartışmalıdır-. Heğ adı verilen ikinci gruptakiler ise toplumun içinde, herkesle iç içe yaşayıp giderdi. Geçen yüzyılın ortalarında Askeri Tabip Mutemit Yazıcı, Elazığ Akıl Hastanesi’nde bu hastaları tedavi ederken onların toplumla iç içe yaşamalarına son derece özen gösterirdi. 1938 yılında Pülümür’de gösterdiği insani tutumun, Yazıcı’yı bu tür sıra dışı ve özgürlükçü ‘tedavi’ yöntemlerine yönelttiği söylenir. Elazığ’da hastaneden kaçan delileri, sokaklarda ‘çuf çuf’ diye tren taklidi yaparak ikna edip yeniden hastaneye topladığı dilden dile anlatılan tarihi bir anekdot olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.
Toptaşı Bimarhanesi ve Siyasi Tartışmaların Gölgesinde Akıl Sağlığı Politikaları
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde ülkenin en önemli bimarhanesi olan Toptaşı, tarih boyunca hep tartışma konusu olmuştur. Buranın sadece tıbbi anlamda akıl hastalarına mı tahsis edildiği, yoksa aynı zamanda siyasi görüşlerinden ötürü takibata uğrayan muhaliflerin de kapatıldığı bir yer mi olduğu çoğu zaman karıştırılmış ve tarihi kayıtlarda tartışmalı bir başlık olarak kalmıştır. Delilerin ülkede sayıları son derece az olan bimarhanelerde yaşadığı bu zorlu süreç, modern psikiyatriye geçiş aşamasında toplumsal vicdanın ve devlet politikalarının kesiştiği noktayı oluşturur. Geçmişten bugüne uzanan bu tarihsel hat, akıl sağlığı politikalarının sadece tıbbi bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal tecrit, asayiş ve adalet kavramlarıyla doğrudan bağı bulunduğunu gözler önüne sermektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Geleceğe dönük olarak, Osmanlı’dan devralınan bu zengin ve bir o kadar da sancılı akıl sağlığı mirası, modern psikiyatri tarihinin inşasında kritik bir basamak teşkil etmektedir. Resmi süreçler ve akademik araştırmalar, bimarhanelerin sadece birer tecrit mekanı olmadığını, aynı zamanda dönemin sosyopolitik dinamiklerini ycelgeyen birer hafıza alanı olduğunu doğrulamaktadır. Uzmanlar, bu tarihi mekanların ve tedavi yöntemlerinin arşivsel olarak korunmasının, günümüz ruh sağlığı politikalarına ışık tutacağını belirtmektedir.
Kaynak: BirGün Manşet