TAŞKEKEŞ — Özbekistan, tarihî “İpek Yolu” kavramını yeniden tanımlayarak modern “su yolu”na dönüştürüyor; 1877’de Alman kâşif Richthofen’in adını taşıyan rotanın yeniden haritalanması, uluslararası liderlerin yatırım ilgisini artırması ve Türkiye’den yılda otuz binden az gelen ziyaretçilerin sayısının çeşitlenmesiyle bölge turizmi ve ekonomi dinamikleri köklü bir değişim geçiriyor.
- Alman kâşif Richthofen, 1877’de “İpek Yolu” adını ortaya atarak Özbekistan’ın tarihsel önemini vurguladı.
- Günümüzde Özbekistan, ipek değil ‘su yolu’ olarak yeniden şekilleniyor; liderler yatırım cenneti görürken, turist profili çeşitleniyor.
- Türkiye’den yılda 30 000’in altında ziyaretçi geliyor; Turan ilini keşfetme ve inanç turizmi amaçlı yeni bir ziyaretçi profili oluşuyor.
Ne oldu?
‘İpek Yolu’ adlandırması, tahmin edileninin aksine ancak 1877 yılında Alman kâşif Richthofen tarafından ortaya atılmış.\n\n‘İpek Yolu’ adlandırması, tahmin edileninin aksine ancak 1877 yılında Alman kâşif Richthofen tarafından ortaya atılmış. Ünlü coğrafyacı bu kadim rotayı bilimsel olarak haritalandırıp kavramsallaştırarak Özbekistan topraklarının tarihsel önemini dünyaya ilan etmiş. Günümüzde ise Özbekistan, birçok ulus lideri ve halklarının sürekli gidip geldiği, ipek değil ama ‘su yoluna’ çevrilmiş durumda. Yolcuların büyük bölümü Özbekistan’ı gezip ülkelerine dönmek niyetindeyken, büyük sermayelerine alan açma ve dünyayı bölüşüm savaşında olan ülke yönetimlerinin planı biraz daha farklı gibi görünüyor…\n\nGelişmiş ülkelerinin liderleri hızla değişip gelişen Özbekistan’ı bir yatırım cenneti olarak görmekteyken, onların halkları daha çok Orta Çağ Rönesansını yaşamış kadim şehirlerdeki eserleri tanımak nietiyle geliyorlar. Dünyanın diğer ülkelerinden gelen konuklar milyonlarla ifade edilirken, Türkiye’den yılda otuz binin altında ziyaretçi alınıyor. Dahası, bizden yola çıkan gezginlere Turan ilini keşfetme niyetinde olanlar ve inanç turizmi amacıyla gelenlerin eklenmesiyle, Batı’dakilerden daha farklı bir ziyaretçi profili oluşuyor.\n\nAnadolu’dan gelen biz ‘Rumîler’, “Memleketinize geri hoş geldiniz” sözleriyle karşılanıyoruz. Rum ellerine göçüp mavi gözlü olanlarla onların arkasından ağlayıp gözleri şiştikçe kapanan soydaşların buluşması çok içtenlikli gerçekleşiyor. Gök Tengri zamanında buralarda eğleşen Selçukluların, Müslüman olup hidayete ermiş torunları olarak birbirimize sevgiyle sarılıyoruz. Bizdeki çay bardağı gibi değil ama açılmış bir kitap şeklinde inşa edilmiş Semerkant terminal binası farklı bir anlayışa geldiğimizi gösteriyor. Daha ilk dakikadan başlayarak, Latin harfleriyle yazılmış Özbek kelimelerini çözme oyunumuza yani bizi Alzheimer olmaktan kurtaracak nefis bir uğraşa başlıyoruz. ‘Qızıl chızıqnı kesıb o’tmang’ yani kırmızı çizgiyi kesip atmadan(!) pasaport sırasına girip, ‘Kızıl yolak’ yani kırmızı yolu takip ederek gümrükten çıkıyoruz…\n\nÖzbekistan’a ait ilk somut gerçeklikle geziye başlamadan önce karşılaşmış, bölge ülkelerinin içinde en lüks
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika