İSTANBUL — Küresel çapta artan otoriter eğilimler ve ekonomik krizler karşısında Brezilya ve Sırbistan’dan gelen seçim sonuçları, sol politikaların halk nezdinde hâlâ güçlü bir karşılığı olduğunu kanıtlarken; Türkiye’deki yüksek kararsız seçmen oranı ve siyasal temsil krizi bağlamında yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
- Kararsızlar ve sandığa gitmeyeceklerin oranı tüm siyasi partilerin oy oranını geride bırakarak yüzde 25-30 bandında seyrediyor.
- Brezilya’da solcu lider Lula’nın zaferi ve Sırbistan’da 12 yıllık tek adam iktidarının öğrenci hareketine yenilmesi dünya genelinde umut tazeledi.
- Türkiye’de iktidarla yurttaş arasındaki mesafe korunurken, muhalefet partilerinin de yeterince güven verememesi temsil krizini derinleştiriyor.
- Uzmanlar, siyasetin merkezine halkın sorunlarının konulması ve kampanyaların örgütlü toplumsal kesimler üzerinden örülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Türkiye Siyasetinde Kararsızlar Çıkmazı ve Temsil Krizi
Politika kulislerinde ve kamuoyunda son dönemde yayımlanan iki yeni kamuoyu araştırması, Türk siyasetinin acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Her iki araştırmanın da ortak noktası; kararsızlar ile sandığa gitmeyeceklerin oranının, meclisteki veya sahadaki tüm partilerin oy potansiyelinin üzerinde olmasıydı. Önümüzdeki seçim tarihine yaklaşık 15 ay gibi bir süre kalmasına rağmen, kararsız seçmenin oranı yüzde 25 ila yüzde 30 bandından bir türlü aşağı inmiyor. Bu istikrarlı tablo, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı ile yurttaş arasındaki mesafenin ve kopuşun devam ettiğini açıkça gösteriyor. Bununla birlikte, mevcut muhalefet partilerinin de yurttaşa yeterince güven veremediği, beklenen alternatif umudu tam anlamıyla yaratamadığı su götürmez bir gerçek olarak ortada duruyor. Ülke adeta kronik sorunlar yumaklarıyla boğuşurken, kurumsal siyaset mekanizmaları bu acil gerçeklikten oldukça uzak bir çizgide seyrediyor. Geniş halk kitleleri ile siyasi partiler arasında her geçen gün daha da açılan makas, aynı zamanda derin bir siyasal temsil krizini de kalıcı hâle getiriyor.
Küresel Düzlemde Solun Yükselişi: Brezilya ve Sırbistan Modeli
Benzer yapısal ve siyasal sıkıntılar sadece Türkiye’ye özgü olmayıp, tüm dünya için geçerliliğini koruyor. ‘Katı olan her şey buharlaşırken’ kuralı işliyor ve yerine yeniyi, adaletli olanı koyabilen ülkeler derin bir nefes alabiliyor. Geçtiğimiz hafta farklı coğrafyalarda ve kıtalarda bunun somut iki çarpıcı örneği yaşandı. Brezilya ve Sırbistan, sol fikirlerin ve halkçı politikaların yurttaş nezdinde hâlâ güçlü bir karşılığının bulunduğunu tüm dünyaya gösterdi. Brezilya’nın deneyimli solcu lideri Lula bir kez daha sandıktan zaferle çıkarken, Sırbistan’da ise 12 yıllık tek adam yönetimi, sokaktaki ve üniversitelerdeki öğrenci hareketine yenik düştü. Her iki ülkedeki bu kritik gelişmeler, Türkiye’den de son derece büyük bir ilgiyle ve dikkatle takip edildi. Toplumsal muhalefet güçleri seçim sonuçlarını emperyalizme, ABD hegemonyasına, otoriter yönetimlere ve neoliberal ekonomik politikalara karşı kazanılmış tarihi bir zafer olarak değerlendirirken; siyasi partilerin yayımladığı kutlama mesajlarında ise güçlü bir sandık vurgusu öne çıktı.
Gelişmeler ve Beklentiler
Hem Brezilya hem de küresel siyasette yankı uyandıran bu gelişmeler, dünyada sömürüye ve baskıya karşı direnen her kesime umut ışığı olmaya devam ederken; Türkiye için de mevcut temsil krizini aşma noktasında son derece öğretici ve yol gösterici sonuçlar üretti. İki ülkede de başarının anahtarı netti: Siyasetin mutlak merkezinde yalnızca halk ve halkın acil ekonomik, sosyal sorunları vardı. Seçim kampanyaları yukarıdan aşağıya değil, örgütlü toplumsal kesimler üzerinden inşa edilmişti. Politika üretiminde dar kültürel ve dinî kimliklerden ziyade somut ekonomik durumlar esas alınmıştı. Sırbistan başardıysa, Türkiye’de de benzer bir dönüşümün gerçekleşmesi an meselesidir; bunun için yalnızca siyasetin aktığı olağan yatağın kökten değişmesi gerekmektedir.
Kaynak: BirGün Manşet