İSTANBUL — Türkiye’de basın özgürlüğünün içine sürüklendiği derin kriz, yalnızca gazetecilere açılan davalar, tutuklamalar, erişim engelleri ve kayyum müdahaleleriyle açıklanamayacak kadar büyük bir yapısal yıkım olarak karşımızda duruyor. Tezcan Durna’nın analizine göre; gazetecinin bağımsızlığını, haber kuruluşunun ekonomik varlığını ve yurttaşın hakikate erişme imkânını aynı anda hedef alan bu süreç, halkın varlık-yokluk meselesi haline geldi.
- Basın özgürlüğüne yönelik baskılar sadece davalarla sınırlı değil; sermaye, iktidar ve dijital platformlar üçgeninde tüm ülkeyi kuşatan yapısal bir krize dönüşmüş durumda.
- 1980 sonrasında neoliberal politikalarla medya, büyük sermaye gruplarının yatırım ve pazarlık aracına dönüştürülerek haber, satılabilir bir metaya indirgendi.
- Siyasal sadakatin ekonomik varoluş koşulu haline gelmesiyle Sabah-ATV ve Doğan Medya gibi dev gruplar el değiştirdi, kurumsal özerklik tamamen ortadan kalktı.
- Gazete Duvar’ın 2025 yılındaki kapanışı, ekonomik güçlüklerin ve dijital algoritmaların bağımsız gazeteciliği nasıl yok ettiğinin en somut kanıtı oldu.
Neoliberal Politikalar ve Medyanın Sermayeye Tutsak Edilmesi
Türkiye’de medyanın özgürlük mücadelesi, sadece bugünün iktidar dinamikleriyle açıklanamayacak kadar köklü bir tarihsel arka plana sahiptir. Bu düzen AKP ile başlamamıştır; Türkiye’de medya, 1980 sonrasında devreye sokulan neoliberal politikalarla birlikte bankacılık, enerji, inşaat ve finans gibi alanlarda faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının yatırım ve pazarlık aracına dönüştürülmüştür. Bu süreçte haber, yurttaşın en temel bilgi edinme hakkı olmaktan çıkarılmış, piyasada alınıp satılabilir bir metaya indirgenmiştir. Medya kuruluşuysa artık kamu yararını gözeten bir kurum değil, sahibinin başka sektörlerdeki ticari ve siyasi çıkarlarını koruyan bir işletme modeline büründürülmüştür. AKP iktidarı bu hazır yapıyı devralmış, ancak bunu kendi siyasal aidiyet ve sadakat çarkına entegre ederek çok daha sert bir disiplin aracı haline getirmiştir.
Sermayenin Yeniden Dağıtımı ve Haber Odalarında Yaşanan Yıkım
İlk yıllardaki liberal demokrasi vaatleri ve sermayeyle kurulan pragmatik ittifaklar, 2007 sonrasından itibaren açık bir disiplin ve tasfiye siyasetine evrilmiştir. Vergi cezaları, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) müdahaleleri, kamu ihaleleri, krediler ve reklam kaynakları, medya sahipliğinin yeniden dağıtılmasında etkili birer baskı aracı olarak kullanılmıştır. Sabah-ATV’nin el değiştirmesinden Doğan Medya Grubu’nun 2018 yılında Demirören Holding’e devrine uzanan süreç, yalnızca patronların değiştiği birer ticari hamle değil; kurumsal özerkliğin daraltılarak medya sahipliğinin siyasal iktidara doğrudan bağlı birer taşeron işletmeye dönüştürülme operasyonudur. Bu radikal dönüşümün en yıkıcı ve acı sonuçlarından biri hiç kuşkusuz haber odalarında yaşanmıştır. Sendikasızlaştırılan, güvencesiz çalıştırılan, her an kapı önüne konulma ve işsiz kalma korkusuyla yaşayan bir gazeteciden, patronun ve siyasal iktidarın çıkarlarına karşı büyük bir cesaretle haber yapmasını beklemek, özgürlüğü soyut ve bireysel bir kahramanlığa indirgemektir. Bugün sıkça tartışılan otosansür, çoğu zaman bireysel bir zaaf veya korkaklık değil, örgütsüzlüğün, yalnızlaşmanın ve ekonomik bağımlılığın en net kurumsallaşmış sonucudur.
Gelişmeler ve Beklentiler
Bugün basını ve ifade özgürlüğünü kuşatan bu çembere, dijital platformların ve küresel teknoloji şirketlerinin yarattığı ekonomik tahakküm de eklenmiştir. Bağımsız yayın organları içeride yoğun siyasal ve hukuki baskılarla boğuşurken, okura ulaşabilmek için tamamen küresel teknoloji şirketlerinin algoritmalarına bağımlı hâle getirilmektedir. Nitekim Gazete Duvar’ın 2025 yılında yaşadığı derin ekonomik güçlükler ve dijital trafik kayıpları eşliğinde kapanmak zorunda kalması, serbest piyasa ekonomisinin görünmezleştirme mekanizmalarının ve dijital tekellerin gazeteciliği nasıl boğduğunu gözler önüne sermiştir. Uzmanlar, halkın hakikate erişim hakkını korumanın artık ertelenemez bir varlık-yokluk mücadelesi olduğunun altını çizerken, gelecekte toplumsal dayanışmanın ve yeni nesil bağımsız finansman modellerinin hayati önem taşıyacağı konusunda uyarıyor.
Kaynak: BirGün Manşet