ANKARA — Türkiye genelinde okullarda ödenek yetersizliği nedeniyle güvenlik, hijyen, ücretsiz yemek ve servis gibi temel sorunlar kangren halini alırken, merkezi bütçeden Türkiye Maarif Vakfı ve Yunus Emre Vakfı’na ocak-eylül 2026 döneminde aktarılan devasa kaynak 5 milyar 875 milyon 596 bin Türk Lirası’na ulaştı.
- Ocak-Eylül 2026 döneminde merkezi bütçeden Türkiye Maarif Vakfı’na 4 milyar TL, Yunus Emre Vakfı’na ise 1,8 milyar TL kaynak transfer edildi.
- Öğrencilerin ve velilerin güvenli okul, ücretsiz yemek ve servis talepleri ‘kaynak yetersizliği’ gerekçesiyle karşılanmazken, vakıflara sağlanan ayrıcalık dikkat çekti.
- Kuruluş yasasında yer almasına rağmen yönetiminde Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisine yer verilmeyen Maarif Vakfı, faaliyetleri nedeniyle ‘gölge bakanlık’ olarak nitelendiriliyor.
Eğitim Bütçesinde Ödenek Krizi Sürerken Kaynaklar Vakıflara Seferber Edildi
Türkiye’de eğitim sistemi çözüm bekleyen derin yapısal sorunlarla boğuşurken, kamusal kaynakların kullanım önceliği kamuoyunda yoğun tartışmalara neden oluyor. Okullardaki ödenek yetersizliği artık kronikleşmiş bir yapı kazanırken, velilerin ve öğrencilerin en temel hakları olan güvenli okul binaları, hijyen koşulları, ücretsiz yemek ve servis imkânları sürekli olarak bütçe yokluğuna takılıyor. Eğitimciler, öğrenciler ve veliler bu temel ihtiyaçların karşılanması için seslerini duyurmaya çalışırken, kullanılmayan veya eğitime ayrılmayan fonların belirli vakıflar için adeta seferber edildiği görülüyor. 2026 yılının üçüncü çeyreğinin sonuna gelindiğinde, eğitim bütçesinden Yunus Emre Vakfı ile Türkiye Maarif Vakfı’na aktarılan kaynağın 6 milyar TL sınırına dayandığı resmi verilerle netleşti. Eğitimcilerin ve öğrencilerin acil taleplerini karşılamaktan uzak kalan merkezi bütçe, söz konusu vakıf ve derneklerin kasasını doldurmaya devam ediyor. Kuruluş yasasında açıkça hüküm olmasına karşın yönetim kademelerinde Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisine yer verilmeyen Türkiye Maarif Vakfı ve Yunus Emre Vakfı için merkezi bütçeden aktarılan toplam kaynak, kamu kaynaklarının dağılımındaki adaletsizliği ve sağlanan ayrıcalıkları bir kez daha gözler önüne serdi. Ocak-Eylül 2026 döneminde merkezi yönetim bütçesinden bu iki kuruma toplam 5 milyar 875 milyon 596 bin TL kaynak aktarılırken, bu devasa tutarın dağılımı da bütçe önceliklerinin nerede konumlandığını açıkça ifşa etti. Yapılan hesaplamalara göre, 5,8 milyar TL’lik toplam kaynak transferinin 1,8 milyar TL’lik kısmını Yunus Emre Vakfı oluştururken, kalan 4 milyar TL’lik devasa miktar ise doğrudan Maarif Vakfı’na aktarıldı.
‘Gölge Bakanlık’ Tartışmalarının Odağındaki Maarif Vakfı ve Yunus Emre Vakfı
Araştırmacı gazetecilik perspektifinden bakıldığında, bütçeden milyarlar alan bu kurumların tarihsel arka planı ve faaliyet alanları dikkat çekici detaylar barındırmaktadır. 5 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişiminin hemen ardından, “Yurtdışındaki FETÖ okullarını devralmak” amacıyla kurulan Türkiye Maarif Vakfı, kısa süre içerisinde üstlendiği misyonlar ve yapısal genişlemesiyle kamuoyunda “Gölge bakanlık” olarak adlandırılmaya başlandı. Maarif Vakfı’na 2026 yılının özellikle Haziran, Ağustos ve Eylül aylarında oluk oluk milyarlar gönderilmesi, bütçe disiplini ve şeffaflık tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Diğer yandan, Yunus Emre Vakfı da geçmişte mali disiplin ve iddialarla gündeme gelmiş bir kurumdur. İddianamedeki hesaplamalara göre 64 milyon TL, daha sonra yapılan detaylı incelemelere ve denetimlere göre ise tam 630 milyon TL’lik kamu zararına yol açıldığı iddiasıyla gündeme gelen Yunus Emre Vakfı’na her ay düzenli kaynak aktarılması, kamu kaynaklarının denetlenebilirliği konusundaki kuşkuları artırmaktadır. Yurt dışı tanıtım ve eğitim faaliyetleri adı altında aktarılan bu devasa meblağlar, içerideki okullarda boya, temizlik malzemesi ve güvenlik personeli bulamayan milyonlarca öğrenci ve öğretmenin tepkisini çekmektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; 2026 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla 6 milyar TL’ye dayanan bu kaynak transferleri, Türkiye’nin kamusal harcama önceliklerinin kamu yararı ve yerinde yönetim ilkeleriyle ne derece bağdaştığı sorusunu ivedilikle gündeme getirmektedir. Okulların temel ihtiyaçlarının ödeneksizlikten ötürü karşılanamadığı bir ekonomik iklimde, denetim mekanizmalarının ve yönetiminde MEB temsilcisi bulunmayan vakıfların bu denli büyük bütçelerle finanse edilmesi, önümüzdeki dönemde parlamenter denetim ve kamuoyunun hukuki talepleri doğrultusunda daha sert tartışmalara sahne olacağını göstermektedir.
Kaynak: BirGün Manşet