İSTANBUL — Türkiye’de son 25 yılda kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve toplumsal konumu üzerine kritik bir mücadele sürerken; artan kadın cinayetleri, şüpheli ölümler, ekonomik eşitsizlikler ve kız çocuklarının eğitimden koparılması gibi yakıcı sorunlar toplumun vicdanını derinden yaralamaya devam ediyor.
- Son 25 yılda kadınların yaşam hakkı ve toplumsal konumu üzerine verilen mücadele derinleşiyor.
- Şüpheli kadın ölümleri ve yüksekten düşme vakaları titizlikle araştırılmayı bekliyor.
- 2 milyonu kız çocuğu olmak üzere toplam 3 milyon çocuk eğitimden uzak kalıyor.
- Diyanet gibi kurumların çocukların korunması konusunda açık ve tutumlu bir tavır sergilemesi bekleniyor.
Şüpheli Ölümler ve Adalet Arayışı
Türkiye’de kadınlar katledilirken, kız çocukları eğitimden uzaklaştırılıyor ve genç kızlar işyerlerinde sistematik bir şekilde ayrımcılığa uğruyor. Bütün bu vahim tablolar yaşanırken, kadın-erkek eşitliğini tartışmalı hâle getiren siyasi anlayışın sorumluluğu göz ardı edilemez. Son 25 yılda Türkiye’de kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve toplumsal konumu üzerine ciddi bir mücadele yaşanmaktadır. Kadın cinayetlerinin yanı sıra nedeni aydınlatılamayan şüpheli ölümler de toplumun vicdanını zorlamaktadır. Eşleri, eski eşleri ya da yakınları tarafından öldürülen kadınların yanında, yüksekten düşerek ya da evlerinde şüpheli koşullarda hayatını kaybeden kadınların ölümleri de titizlikle araştırılmalıdır. Adalet Bakanlığından yapılan açık istekler ve beklentiler net bir şekilde ortadadır: Şüpheli her ölüm aydınlatılmalı, hiçbir kadın dosyası karanlıkta bırakılmamalıdır. Ancak mesele yalnızca cinayetler de değildir; kamuda ve özel sektörde mobbing, işe alımda ayrımcılık ve ücret eşitsizliği, kadınların ekonomik bağımsızlığını derinden zedelemektedir.
Toplumsal Zihniyet ve Eğitim Tehdidi
Kadın, geleneksel kalıplarda ifade edilenin aksine “kaşık düşmanı, söz hakkı olmayan kişi değil; düşünen, gelenekleri, yaşam biçimini ve de dilini öğreten” en güçlü insandır. Kadını eşit haklara sahip bir kişilik olarak kabul etmeyen, erkeğin gerisinde duran biri olarak gören zihniyet, şiddetin beslendiği toplumsal zemini de güçlendirmektedir. Daha da vahimi, bu durum kız çocuklarının geleceğini doğrudan tehdit etmektedir. Altı yaşındaki çocukların evliliğini meşrulaştırmaya çalışan söylemler, kız çocuklarının eğitimini küçümseyen ifadeler ve kadınları ikincilleştiren dini yorumlar karşısında hangi vicdan susabilir? Toplumsal tehlikeye neden olacak “Babalar kız çocuklarına şehvetle bakabilir” söylemi, büyük bir ciddiyetle ele alınmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi inanç ve ahlaki gelişmeyi sağlayacak kurumlar, çocukların korunması ve kadınların hakları konusunda açık, tutarlı ve sorumlu bir tutum sergilemek zorundadır. İnanç, asla çocuk istismarına veya kadınların özgürlüğünün kısıtlanmasına gerekçe yapılamaz.
Gelişmeler ve Beklentiler
Bugün Türkiye genelinde 2 milyonu kız çocuğu olmak üzere okul çağına gelmiş toplam 3 milyon çocuk hâlâ okullaşamamıştır. Kız çocuklarının eğitimden koparılması yalnızca bireysel bir kayıp değil, ülkenin geleceğine vurulan en büyük darbedir. Eğitim hakkı elinden alınan her çocuk, Türkiye’nin aydınlanma umudundan eksilen bir parçadır ve bu gidişata dur demek tüm toplumun ortak sorumluluğudur.
Kaynak: BirGün Manşet