İSTANBUL — Türkiye’de yıllardır süren yüksek enflasyon ve derinleşen yoksullaşma süreci, hanehalkının tasarruf alışkanlıklarını kökten değiştirirken; daha önce resmi istatistikleri savunan iktidar yanlısı çevrelerin dahi ENAG verilerini kabul etmeye başlamasıyla yeni bir ekonomik tartışma kapısını araladı.
- İktidar yanlısı çevrelerde ENAG verilerinin kabulü ve yoksullaşma tartışmaları hız kazandı.
- Yüksek enflasyon, birikimlerin reel değerini aşındırarak geniş kesimleri borsa ve yatırım fonlarına yöneltti.
- Hanehalkının market, kira ve ulaşım masraflarındaki gerçek enflasyon hissi kısa vadeli getiri arayışını tetikliyor.
- Akademik araştırmalar, yüksek enflasyonun yatırım davranışlarında kalıcı izler bıraktığını ve borsanın her zaman korumadığını ortaya koyuyor.
Resmi İstatistik Tartışmalarında Çarpıcı Dönüşüm
Türkiye ekonomisinde enflasyon tartışmalarında son dönemde son derece dikkat çekici ve sürpriz bir dönüşüm yaşanıyor. Geçmişte Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) tarafından paylaşılan verileri tamamen reddeden, bunun yerine resmi istatistik kurumunun verilerini savunan bazı iktidar yanlısı çevreler, bugün gelinen noktada bu verileri açıkça kabul etmeye başlamış görünüyorlar. Üstelik bu kesimler, artık bu veriler üzerinden toplumun ne ölçüde ve nasıl fakirleştiğini, gelir dağılımının nasıl bozulduğunu tartışmaya açıyorlar. Bu durum, Türkiye’de ekonomik gerçekliğin ideolojik perdeleri aşarak herkesin kapısını çaldığının en somut göstergesi olarak kayıtlara geçiyor. Yıllardır dikkat çektiğimiz yüksek enflasyonun yıkıcı sonuçları artık istisnasız herkesin günlük yaşamında, mutfağında ve cüzdanında en derinden hissediliyor. Satın alma gücü kayıpları, gelir dağılımındaki onarılamaz bozulma ve her geçen gün daha da genişleyen yoksullaşma dalgası, ülkenin birinci gündem maddesi olmaya devam ediyor. Bu sürecin üzerinde en ince detayına kadar titizlikle durulması gereken, göz ardı edilemeyecek bir sonucu daha bulunuyor: Hanehalkının tasarruf alışkanlıklarındaki köklü ve sarsıcı değişim.
Birikimleri Koruma Çabası ve Sermaye Piyasaları Tuzağı
Yaşanan yüksek enflasyon sarmalı, vatandaşların yıllarca büyük fedakarlıklar ve emek vererek oluşturduğu birikimlerin reel değerini adeta buharlaştırdı, eritti. İnsanlar, el yakan enflasyon karşısında eriyip giden birikimlerini koruyabilmek ve en azından paralarının alım gücünü muhafaza edebilmek adına çareyi yepyeni finansal araçlarda aramaya başladılar. Normal şartlarda bu tür riskli piyasalara oldukça uzak duran çok geniş toplum kesimleri, borsa ve yatırım fonları ile ilk kez bu dönemde tanıştı ve bu enstrümanlar gündelik yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Tasarrufları enflasyondan koruma çabası, zaman içinde bir tercih olmaktan çıkıp tamamen hayati bir ekonomik zorunluluğa dönüştü. Burada, resmi enflasyon verilerine duyulan güvenin sarsılması da kritik bir rol oynuyor. Hanehalkı mutfaktaki market alışverişinde, ödediği ev kirasında, toplu taşıma ve akaryakıt masraflarında bizzat karşılaştığı gerçek fiyatlar ile resmi kurumlar tarafından açıklanan enflasyon oranları arasında derin bir uçurum ve fark hissettiğinde, geleceğe ilişkin tüm mali hesaplarını kendi acı deneyimine göre yeniden yapıyor. Tasarruf kararlarını doğrudan şekillendiren bu belirsizlik ortamı, vatandaşta kısa vadeli yüksek getiri arayışını tırmandırabiliyor. Birikimini enflasyon karşısında koruyamayan sıradan bir vatandaş için piyasada pasif bir şekilde beklemek de başlı başına devasa bir maliyete dönüşüyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Konuya ışık tutan akademik araştırmaların sonuçları oldukça çarpıcı ve düşündürücüdür: Yüksek enflasyon ortamı, hanehalkını doğrudan sermaye piyasalarına itmekte, bireylerin risk algısını tamamen değiştirmekte ve yatırım davranışlarında nesiller boyu kalıcı izler bırakmaktadır (Nalın, 2013; Bonaparte vd., 2024; Nagel ve Yan, 2022; Malmendier ve Nagel, 2011). Üstelik, yaygın inanışın aksine, borsa her koşulda enflasyondan koruma sağlamamaktadır (De Jong ve Yılmaz, 2024). Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2024 yılına ait resmi raporu da bu gerçeği doğrular nitelikte olup, getiri avantajları ile vergi politikalarının hanehalkı tasarruflarının yönünü doğrudan etkilediğini gözler önüne seriyor. Gelecek dönemde bu ekonomik tablonun hanehalkı üzerindeki baskısını artırması ve politika yapıcıların yeni düzenlemelerle piyasaya müdahale etmesi bekleniyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika