7 Kasım 2026, Cumartesi
Haber

İşsiz Kalan ve Ücretini Alamayan İşçiler Emeğin Güvencesini Arıyor

📰 KAPSAMLI RAPOR

ANKARA — Türkiye’de çalışma hayatının en temel dinamikleri olan istihdam güvencesi ve ücret hakkı, son dönemde yaşanan iki farklı ancak özünde aynı krizi gözler önüne seriyor. Bir tarafta binlerce işçi toplu işten çıkarmalarla kapı önüne konulurken, diğer tarafta alın terinin karşılığını alamayan madenciler hak arama mücadelesi için yollara düşüyor. Evrensel’in 30 Ekim tarihli araştırmasına ve sahadan gelen son bilgilere göre, 2026 yılının başından bu yana binlerce çalışan ya işini kaybetti ya da en temel anayasal haklarından mahrum bırakıldı.

📌 Öne Çıkan Başlıklar:

  • 2026 yılının başından bu yana 15 farklı işyerinde en az 7 bin 241 işçi işini kaybetti.
  • İşten çıkarılan işçilerin 380’inin sendikal örgütlenme sürecinin ardından kapı önüne konulduğu belirtiliyor.
  • Soma’da faaliyet gösteren İmbat Madencilik’te ücret ve primlerini alamayan yaklaşık 4 bin 200 madenci Ankara’ya yürüyüş başlattı.

Toplu İşten Çıkarmalar ve Sendikal Hak İhlalleri

Çalışma hayatında birbirinden farklı gibi görünen iki temel gelişme, aslında milyonlarca çalışanın sırtına binen aynı büyük sorunun etrafında birleşiyor: İşçinin emeği, işi ve geleceği ne kadar güvence altında? Evrensel’in 30 Ekim’de yayımladığı kapsamlı araştırmaya göre, 2026 yılının başından bu yana 15 işyerinde en az 7 bin 241 işçi işini kaybetti. Bu sarsıcı rakamın arkasındaki en düşündürücü detaylardan biri ise, işten çıkarılanların 380’inin sendikal örgütlenme hakkını kullandığı için bu duruma maruz kaldığının belirtilmesi. Türkiye genelinde en az dokuz işyerinde ise işçilerin haklı direnişi halihazırda büyük bir kararlılıkla sürüyor. Bir tarafta işini kaybedenler, diğer tarafta çalıştığı halde emeğinin karşılığını alamayanlar yer alırken, bu durum işçinin emeğinin karşılığını almasının ve mevcut işini korumasının neden bu kadar zor olduğu sorusunu yeniden ve aciliyetle gündeme taşıyor.

Ekonomik Daralma Gerekçesi ve Sektörel Krizler

İşverenlerin toplu işten çıkarmalarda en sık başvurduğu gerekçelerin başında ekonomik daralma, sipariş azalması ve artan maliyetler geliyor. Elbette küresel ve yerel ekonomik koşulların işletmeler üzerindeki olumsuz etkisini tamamen yok sayamayız. Üretimin daralması, siparişlerin azalması veya işletmelerin mali sorunlarla karşılaşması reel ekonomide karşılığı olan gerçekler olabilir. Ancak bu gerekçelerin varlığı, hiçbir surette işverenin işçiye karşı bütün yükümlülüklerini ortadan kaldırmıyor. Üstelik işten çıkarmaların yaşandığı bazı işyerlerinde sendikal örgütlenme sürecinin de eş zamanlı olarak gündeme gelmesi, yaşanan krizlerin konunun yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklanmasını imkansız kılıyor. Evrensel’in derlemesinde yer alan örnekler bu durumun en somut kanıtı niteliğinde. Domino Tekstil’de 60 işçinin işine son verilirken bunların 25’inin sendika üyesi olduğu bildiriliyor. Benzer şekilde, TYH Tekstil’in fabrikalarını kapatması sonucunda yaklaşık 5 bin kişi işsiz kalırken, Orta Anadolu Mensucat’ın üretimi durdurması yaklaşık 1.500 çalışanı doğrudan etkiledi.

Gelişmeler ve Beklentiler

Her işten çıkarmayı doğrudan sendikal baskı olarak nitelendirmek doğru olmadığı gibi, ekonomik gerekçelerin arkasına sığınarak sendikal hakların ihlal edilmesini de görmezden gelmek mümkün değildir. Nitekim aynı araştırmada sendikal örgütlenme sonrasında işten çıkarıldığı belirtilen 380 işçinin durumu, konunun hukuki ve sosyal boyutunu gözler önüne seriyor. Diğer tarafta Soma’da yaklaşık 4 bin 200 işçinin çalıştığı İmbat Madencilik’te ücret ve prim alacaklarının zamanında ödenmemesi üzerine madencilerin Ankara’ya doğru başlattığı yürüyüş, emeğin güvencesizliğinin geldiği boyutu özetliyor. Önümüzdeki süreçte hem işten çıkarılan binlerce işçinin haklarının korunması hem de çalışma hayatındaki denetimlerin artırılması yönündeki toplumsal ve hukuki baskının artması bekleniyor.

Kaynak: BirGün Manşet

Bir Yorum Yazın