İSTANBUL — Yemen’i 12 yıldır bombalayan ancak Ensarullah yönetimini devirmeyi başaramayan Suudi Arabistan, bölge ülkelerini savaşa çekmek için hamlelerine devam ederken; Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin Ensarullah’a karşı askeri destek verme açıklaması bölgedeki dengeleri altüst etti ve Kahire’nin dış politikasında tarihi bir kırılmaya işaret etti.
- Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Suudi Arabistan’a her türlü askeri desteği vermeye hazır olduklarını açıkladı.
- Kahire yönetimi şimdiye kadar Yemen’deki çatışmalardan uzak durarak arabuluculuk rolü üstleniyordu.
- Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan 23 Ekim’de İstanbul’da bir araya gelmişti.
- Mısır basınında iki ülke ilişkileri ‘doğunun kalesi’ ve Arap ulusal güvenliğinin temel dayanağı olarak nitelendiriliyor.
Kahire’nin Yemen Politikasında Tarihî Kırılma ve Sisi’nin Askeri Destek Çıkışı
Yemen’i 12 yıldır aralıksız bombalayan ancak Ensarullah yönetimini bir türlü devirmeyi başaramayan Suudi Arabistan, bölge ülkelerini savaşa çekmek ve koalisyonunu genişletmek için hamlelerine hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde Mısır’ın doğrudan bu savaşa dahil olma ihtimali tüm uluslararası kamuoyunun ve bölge uzmanlarının en çok konuştuğu konu haline geldi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin Ensarullah’a (Husiler) karşı Suudi Arabistan’a her türlü askeri destek vermeye hazır olduklarını resmen açıklaması, haftanın en çarpıcı ve stratejik gündem maddelerinden biri oldu. Bilindiği üzere Kahire yönetimi, şimdiye kadar Yemen’deki kanlı çatışmalardan özenle uzak durmaya ve diplomatik çözüm arayışlarında tarafsız bir ara bulucu rolü üstlenmeye büyük bir öncelik veriyordu. Suudi Arabistan’ın güvenliğini korumak ve Riyad’ın bölgedeki sıkışmışlığını hafifletmek amacıyla askeri destek sağlama yönündeki bu ani ve keskin açıklama, Mısır’ın bölgesel çatışma dinamikleri karşısındaki geleneksel tutumunda son derece önemli ve tehlikeli bir değişime işaret ediyor. Öte yandan, diplomatik trafiğin yoğun olduğu bir dönemde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan 23 Ekim tarihinde İstanbul’da kritik bir üçlü zirvede bir araya gelmişlerdi. Bu üst düzey buluşmanın ardından gelen askeri destek açıklaması, Ankara’nın da yakından takip ettiği bölgesel ittifak denklemlerini yeniden masaya yatırdı.
Mısır Basınında ‘Doğunun Kalesi’ Söylemi ve Tarihsel İttifak Narratifi
Sisi’nin bu sürpriz çıkışıyla birlikte Mısır yerel ve ulusal basınında Suudi Arabistan’la olan derin tarihsel bağlara, iki ülkenin bölgesel ağırlığına ve Arap dünyasının genel güvenliği açısından taşıdıkları kritik öneme yapılan vurgular derhal manşetlere taşındı. Bu yoğun yayınlarda Kahire ile Riyad arasındaki ilişkiler, geçici veya konjonktürel siyasi çıkarların çok ötesinde, Arap ulusal güvenliğinin sarsılmaz temel dayanaklarından biri olarak sunuluyor. Özellikle Suudi Arabistan’ın geçmişte Mısır’ın ekonomik ve siyasi krizlerinde sağladığı güçlü destek de bu resmi ve gayriresmi anlatının en önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor. Tarihsel hafızayı tazeleyen uzmanlar, 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında Suudi Arabistan’ın İsrail’i destekleyen batılı ve diğer ülkelere karşı uyguladığı tarihi petrol ambargosunu ve Mısır’a sağlanan milyarlarca dolarlık mali yardımı, iki ülke arasındaki köklü dayanışmanın somut örnekleri arasında gösteriyor. Benzer şekilde, çalkantılı Arap Baharı döneminde Suudi Arabistan’da Kral Abdullah yönetiminin Sisi yönetimine arkasında durarak verdiği güçlü siyasi ve ekonomik destek de bu kesintisiz tarihsel bağın günümüzdeki devamlılığına en büyük kanıt olarak sunuluyor. Nitekim Macid Münir’in kaleme aldığı ve Mısır ile Suudi Arabistan’ı ortak bir dille “doğunun kalesi” olarak nitelendiren köşe yazısı da bu milliyetçi ve stratejik söylemin en güncel ve vurucu örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. İlgili yazıda iki ülke, bölgenin kırılgan dengelerini koruyan, Arap ulusal güvenliğini cansiperane savunan ve daha geniş çaplı, yıkıcı bir bölgesel çatışmayı önleyebilecek yegane iki temel güç olarak tanımlanıyor.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak; Mısır’ın Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen politikasına askeri düzeyde entegre olma girişimi, yalnızca iki başkent arasındaki tarihsel bağların tazelenmesi olarak kalmayacak; aynı zamanda Kızıldeniz ve Orta Doğu genelindeki güç dengelerini derinden sarsacak yeni bir kriz dalgasının kapısını aralayacaktır. Suudi Arabistan’a verilen bu desteğin, ortak kader, Arap dayanışması ve bölgesel sorumluluk söylemleriyle meşrulaştırılması, Kahire yönetimini uzun vadede Yemen’in çıkmaz sokaklarına ve maliyetli bir bataklığa sürükleme riski taşımaktadır. Bölgesel aktörlerin ve uluslararası diplomasinin bu yeni ve tehlikeli evrede alacağı pozisyon, önümüzdeki dönemin en kritik güvenlik başlığı olmaya devam edecektir.
Kaynak: Evrensel