İSTANBUL — Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan yüzde 1’lik okur yazarlık oranından Cumhuriyet dönemiyle birlikte yaratılan modern ve okuryazar topluma geçiş süreci, Dil Devrimi ve Tanzimat Fermanı’nın etkileriyle birlikte tarihin tozlu sayfalarından günümüze ışık tutuyor.
- 1800’lerde Osmanlı Müslüman nüfusunda okuma yazma bilme oranı yüzde 1 seviyesindeydi.
- 1920’den önce okur yazarlık oranı erkeklerde yüzde 6, kadınlarda ise binde 5 olarak kaydediliyordu.
- Cumhuriyet dönemi Dil Devrimi ile birlikte halkı okuryazar kılan büyük bir aydınlanma ve modernleşme süreci başlattı.
Osmanlı’dan Devralınan Tablo: Okuryazarlık ve Padişahlık Dönemi Gerçekleri
Bazı kaynaklara göre Osmanlı Müslüman nüfusunda 1800’lerde okuma yazma bilme oranı yüzde 1’dir. 1920’den önce okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 6, kadınlarda binde 5 olarak verilir. Biz bu “padişahlık dönemi” nüfusu devraldık Türkiye olarak. Cumhuriyet bugün bir okuryazar toplum yarattı, çok şükür. Dil Devrimi bunu kolaylaştırdı. Her ne kadar gerici kafa Türkçeye saldırılarında eksik olmasa da. 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı, Batı karşısında eriyip giden bir imparatorluk durumundan bir kurtuluş umudu çıkarsamasıdır. Cumhuriyetin ilk harcı ta o zaman kondu denebilir. Bilim yok, teknoloji yok, güzel sanatlar yok, fabrika yok, felsefe yok, düşünce üretimi yok. Daha çok özgürlük ve milletin yönetime katılma denemesi, bir varoluş silkelenmesiydi şüphesiz ki. Ancak o zamandan sonra, “yok” diye saydıklarımızdan, öncelikle insanın yaratıcı faaliyetlerinde bir kıpırdanma olmaya başladı.
Yokluklar İçindeki İmparatorluk ve Doğan Kuban’ın ‘Cahil Toplum’ Tespiti
Yok oğlu yokların hüküm sürdüğü bir imparatorluk, çöker. Çünkü bu yokların sonucu olarak da para yok, sermaye yok, özgür kafa yok ama borç var. Neredeyse Batılıların himmetiyle ayakta durmaya çalışan bir imparatorluk. Çünkü aralarında henüz kimin hangi Osmanlı parçasını pençeleyip koparacağı konusunda bir uzlaşma-paylaşma anlaşması yok. Doğan Kuban Hoca çok sık cehaletten söz etmiştir yazılarında. Osmanlı’nın Türkiye’ye bıraktığı en büyük miras cahil toplumdur. “Cahil toplum” nitelemesi halkın küçümsenmesi değildir. “Cahil toplum” öncelikle toplumu var edecek ve ileriye doğru taşıyacak çağdaşlığı üretecek bilim, sanat, teknoloji, güzel sanatlar, felsefe, mantık, siyasal teoriler gibi faaliyetlerden bir mirasın olmamasıdır. İşçi hakları, insan ve kadın hakları mücadelelerin olmayışı demektir. Birey vardır da aslında yoktur. Bu alanlarda ciddi bir üretim ve birikim ortaya koyamayan toplumlar, tarihin akışı içerisinde köklü dönüşümleri gerçekleştirmek adına büyük mücadeleler vermek zorunda kalmıştır.
Gelişmeler ve Beklentiler
Tarihsel süreç içerisinde imparatorluk mirasından modern ulus devlet inşasına geçişte yaşanan bu dönüşüm, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel ve toplumsal temellerini oluşturmuştur. Gelecek süreçte eğitim, bilim ve sanat alanındaki kazanımların korunması ve daha da ileriye taşınması, toplumsal kalkınmanın temel unsuru olarak değerlendirilmektedir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika