ANKARA — Türkiye’de son dönemde adalet mekanizmasına yönelik tartışmaların odağında yer alan yargıda çifte standart iddiaları, anayasal eşitlik ilkesi ve hukukun üstünlüğü kavramlarını yeniden gündemin zirvesine taşıdı. M. Ziya Yergök’ün kaleme aldığı analizde, benzer suçlamalarla karşı karşıya kalan kişi ve gruplara yasaların farklı uygulanması, Türk Yargı Etiği Bildirgesi hükümleri ve Sokrates’in adalet felsefesi ışığında ele alınırken; Ankara 2 No’lu Baro başkanının tartışma yaratan referans ve ayrıcalık açıklamaları ile muhalif kesimlere yönelik uygulamalar kamu vicdanındaki yaraları derinleştiriyor.
- Yargıda çifte standart, benzer hukuki durumlardaki kişilere yasaların eşit uygulanmamasını ifade eder.
- Ankara 2 No’lu Baro başkanının avukatların hakim-savcı yapılmasında bakanlık ayrıcalığı tanındığı yönündeki sözleri tepki çekti.
- Sokrates’in 2 bin 400 yıl öncesinden gelen ‘tarafsızca karar vermek’ kuralı günümüz yargı etiğinin temelini oluşturuyor.
- Aynı suç kapsamında kimilerinin tutuklanırken kimilerinin soruşturulmaması ve muhalefete yönelik farklı uygulamalar adalete güveni zedeliyor.
Yargıda Çifte Standart Nedir ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesini Nasıl Zedeler?
Bugün adalet açısından en yaygın yakınma konusu yargıda çifte standarttır. Bu kavram, benzer hukuki durumlarla veya suçlamalarla karşı karşıya kalan kişi ve gruplara yasaların eşit ve tutarlı biçimde uygulanmamasını ifade eder. Kişilerin kimliğine, statüsüne, siyasi görüşüne ve iktidara yakınlığına göre ayrıcalıklı ya da kayırıcı kararlar verilirken, sıradan yurttaşın veya muhalif kesimlerin aynı koşullarda daha sert ve hızlı yaptırımlarla karşılaşması, anayasamız ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre hukukun en temel ilkesi olan “kanun önünde eşitlik” ilkesinin açık bir ihlalidir. Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne göre de, “Haksızlık ve adaletsizlik duygusunun başlıca nedenlerinden biri olan taraflılık algısı, adalet sistemine duyulan güvene zarar verir. Tarafsızlığın yalnızca karar verme aşamasına değil tüm yargılama sürecine hâkim kılınması elzemdir.” Ünlü filozof Sokrates’e göre, bir yargıcın sahip olması gereken dört temel görev bulunmaktadır: Nezaketle dinlemek, akıllıca düşünmek, dikkatle konuşmak ve tarafsızca karar vermek. Sokrates’in 2 bin 400 yıl öncesinden gelen bu zamansız sözü, günümüzde de yargı etiğinin ve adil yargılanma hakkının sarsılmaz temeli olarak kabul edilmektedir.
Ankara 2 No’lu Baro Başkanının Açıklamaları ve Yargıya Güvensizlik Neden Artıyor?
Bugün Türkiye’deki yargı pratiği ne yazık ki bu evrensel ilkelere ve etik kurallara tam anlamıyla uygunluk göstermemektedir. Bunun en somut örneklerinden biri, Ankara 2 No’lu Baro başkanının kamuoyuna yansıyan “Yaklaşık iki senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim- savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda bakanlık bir ayrıcalık tanıdı” şeklindeki ifadeleridir. Bu tür açıklamalar yargıya duyulan güvene derin bir darbe vurarak güvensizlik olarak yansımakta ve yurttaşın adalete olan inancını temelinden yok etmektedir. Aynı suç veya usulsüzlük kapsamında kimilerinin gözaltına alınıp tutuklanırken kiminin ise soruşturmaya dahi çağrılmaması, kiminin mal varlığına konulan “tedbir”in bir saat içinde kaldırılması, kamu vicdanını derinden yaralamakta ve hukukun üstünlüğü ilkesini ciddi biçimde zedelemektedir. Bu bariz çifte standart, gerek tutuklamalarda gerekse tahliyelerde net bir şekilde kendini göstermektedir.
Gelişmeler ve Beklentiler
Sonuç olarak, muhalif belediyelere ve muhalif basına yönelik farklı uygulamalar toplumun her kesimini derinden rahatsız etmeye devam etmektedir. Hemen her şafak vaktinde bir muhalefet parti binasına veya muhalif isme yönelik gerçekleşen operasyonlar ve hukuki süreçlerdeki bu ikili standart, önümüzdeki dönemde adalet sisteminin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki tartışmaların odağında kalacağını, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi için evrensel yargı etiği kurallarına acilen dönülmesi gerektiğini gözler önüne sermektedir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika