ÇANAKKALE — Polen Ekoloji Kolektifi, Türkiye genelindeki maden ihale sahalarını, ihalesiz ruhsat devirlerini ve Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerini tek bir platformda görünür kılan kapsamlı Ekstraktivizm Haritası verilerini kamuoyuyla paylaştı; rapora göre maden şirketlerine Tekirdağ’dan daha büyük bir alan satıldı ve 10 binden fazla saha ihalesiz bir şekilde devredildi.
- Maden şirketlerine Tekirdağ il yüzölçümünden daha büyük bir alan tahsis edildi.
- 10 binden fazla maden sahası ihalesiz olarak devredildi.
- Madencilik projelerinin yüzde 92,6’sı ÇED onayı aldı veya ÇED süreçlerinden muaf tutuldu.
Ekstraktivizm Haritası Ne Anlama Geliyor?
Polen Ekoloji Kolektifi tarafından hazırlanan ve kamuoyuyla paylaşılan Ekstraktivizm Haritası, Türkiye’nin doğa ve ekoloji tarihi açısından kırılma noktalarından birini belgeliyor. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ile resmi duyurulardan derlenerek oluşturulan bu kritik harita, madencilik faaliyetlerinin doğa koruma alanları, tarım toprakları, meralar ve nehir havzaları üzerindeki yıkıcı yayılımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Araştırmacı gazetecilik perspektifinden bakıldığında, bu veri tabanı sadece bir coğrafi işaretleme değil, aynı zamanda ülkenin yeraltı kaynaklarının rant odaklı nasıl el değiştirdiğinin somut bir kanıtı olarak öne çıkıyor. Rapordaki en sarsıcı verilerden biri, maden şirketlerine devredilen toplam alanın büyüklüğünün Tekirdağ ilinin yüzölçümünü geride bırakmasıdır. Bu durum, sermayenin doğa üzerindeki tahakkümünün boyutlarını somutlaştırırken, gelecekte yaşanabilecek ekolojik krizlerin de coğrafi haritasını çıkarıyor.
İhalesiz Devirler ve ÇED Muafiyetleri Artıyor
Haritanın ortaya koyduğu bir diğer vahim tablo ise ihale süreçlerindeki şeffaflık eksikliği ve denetimsizliktir. Açıklanan verilere göre, Türkiye genelinde 10 binden fazla maden sahası herhangi bir ihale sürecine tabi tutulmaksızın doğrudan devredilmiştir. Bu durum, kamu kaynaklarının ve ekolojik varlıkların korunmasıyla ilgili yasal mekanizmaların ne denli devre dışı bırakıldığını gözler önüne sermektedir. Öte yandan, ekolojik yıkımın önündeki en büyük hukuki bariyer olan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri de işlevsizleştirilmiş durumdadır. Rapora göre, madencilik projelerinin yüzde 92,6 gibi devasa bir oranı ÇED onayı almış ya da çeşitli gerekçelerle ÇED süreçlerinden tamamen muaf tutulmuştur. Bu istatistik, ekolojik dengeyi korumakla yükümlü olan resmi kurumların, denetim işlevini yitirerek madencilik faaliyetlerinin önünü açan birer onay mekanizmasına dönüştüğünü net bir şekilde kanıtlamaktadır.
Gelişmeler ve Beklentiler
Polen Ekoloji Kolektifi’nin yayımladığı bu kapsamlı Ekstraktivizm Haritası, Türkiye’nin doğa koruma alanları, su havzaları ve yaşam alanları üzerindeki tehdidin boyutlarını rakamsal ve coğrafi olarak tescillemiştir. Önümüzdeki süreçte bu haritanın, yerel direnç ağlarına, ekoloji hareketlerine ve hukuk mücadelelerine rehberlik etmesi beklenirken; resmi kurumların ve ilgili bakanlıkların bu devasa tahsisler karşısında nasıl bir idari tutum takineceği, ülkenin ekolojik geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.
Kaynak: Evrensel